17.07.19/06:35

Mevlana ve Mevlevilik

Başlatan reflexions, 20.12.05/12:06

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

reflexions

20.12.05/12:06 Son düzenlenme: 22.08.07/12:12 anka
  Son yıllarda başta AK Parti olmak üzere resmi sistemin savunucuları Mevlana’nın dininin tebliğcileri haline geldiler. Özellikle Laik Kemalist düzenin Mevlana’ya olan aşkı ile muhafazakar kesimin onu sahiplenmesi şu soruyu sordurttu: “Mevlana hangi dinin temsilcisidir?”
Mevlana’nın ölümünün 732. yılında bütün devlet erkanı Konya’da bir araya geldi. Tayyip Erdoğan’dan Deniz Baykal’a kadar. Görünüşte dinleri, ideolojileri farklı olan kesimler Mevlana’yı sahiplenme noktasında yarışmaktalar. Dindar, dinsiz, laik, Kemalist, muhafazakar, Hristiyan, Yahudi, Budist hemen herkes ordaydı. Yalnızca Kur’an dininin savunucuları orada değildi.


Mevlana’ya göre din, aşk dinidir. O, aşktan başka bir dini savunmamaktadır. Kur’an’a göre din ise İslamdır. Aşk dininin savunucularına göre; kafir, Müslüman, münafık herkes birdir. Ama Kur’ana göre gerçek din İslamdır. Allah Kur’an’da dinimizin adının İslam olduğunu söylüyor.

Dün ezanın Arapça okunmasına, bugünde başörtüsüne tahammül edemeyen dini ritüelleri yasaklayan CHP nasıl oluyor da, Mevlana’yı baş tacı ediyor. Çünkü Mevlana’nın insanlara İslam dinini anlatma kaygısı yoktur, o hakim sistemin dinine mensup olmayı, sistemin zulmüne baş kaldırmamayı, tabi olmayı öğütlemektedir. Mevlana’nın inandığı din aksiyoner ve fiili değil, içe dönük uyuşturucu (Marks’ın dediği gibi) afyon olan bir dindir. Bu dinde akleden, düşünen, sorgulayan değil, kendinden geçen, aklı kullanmayan vecd halinde olmayı dindar sayar.

Kemalist düzen Mevlana’nın bu din anlayışını bilerek, onun kitaplarını devlet kitapları arasından yayınlamıştır.

Ne yazık ki muhafazakar ve dindar geçinen kesimler, Mevlana’nın eserlerini araştırmadan, içindeki uydurma hadisleri ve şirk unsurlarını görmeden, tahkik etmeden olduğu gibi kabul etmektedirler. Mevlana’yı sahiplenen, onu adeta bir peygamber seviyesine çıkaran kişilerin kendi hayatlarında savundukları yaşam biçimine bakarak Mevlana’nın hangi dini temsil ettiğini anlayabiliriz.

Mevlana’nın “Hoşgörü” dininin sahipleri, Mevlana’yı eleştiren Mikail Bayram’a karşı hiç “Hoşgörü” göstermediler. Medyatik bir lince tabi tuttular. “hoşgörü dini”nin tanımını ortaya koydular.

Haksöz


HadeS

come come whoever you are
come come whatever you are




reflexions

20.12.05/12:20 #2 Son düzenlenme: 20.12.05/12:56 reflexions
sende bu yorumunla lağıma açılan bi faresin

not: hades madem yaptığın bir yorumun arkasında duramayacan, silecen, kaçacan tavuk gibi o zaman o boktan yorumlarını kendine sakla, önce boş boş konuş sonra cevabı yeyip oturunca dön sil zırvalarını oh ne güzel iş, allah salağı seni.

adnan

mevlanayı anlamak için onu okumak lazım
gene gel gene gel herne isen öyle gel gene gel kafirsen ateşe tapıyorsan puta tapıyorsan gene gel bu bizim eşigimiz umutsuzluk eşigi değil yüzkere tövbeni bozmuşsan gene gel. mevlana
bu söz neden herkez tarafından benimsendigini gösteriyor
amerikada ders kitaplarında mesnevi olması ilginç degilmi
büyük bir deger o yüzden herkez sahiplenmek istiyor
pir sultan abdal alevi ler tarafından çok sevilir ama onu bir alevi hemde kendi talebesi astırdı
büyük bir deger o yüzden sahiplenilmesi dogaldır
mevlana nın mesnevisinide hikaye gibi degil hayatta yaşadıklarımızla kıyas ederek okunursa daha iyi anlaşılır
imam gazali 7 sene uzlete cekiliyor o zamana kadar tasavvuf yanlış bir gözle bakılıyor
uzletten dönünce tasavvuf u herkeze sevdiriyor dahası bakışı düzeltiyor
mevlananın bir sözü..ben bu sözü söyledim bu sözümü dosdogru söyledim sözüm yanlış anlaşılırsa ben sözümdende uzagım sözümü yanlış anlayandanda...
mevlana ya kimin sahiplendigi beni ilgilendirmiyor beni ilgilendiren mevlana ve hayat felsefesi

adnan

     Mevlâna, yeni bir din yeni bir mezhep vazetmiyordu. O, imanı tam, gönlü ganî. aşık bir müslümandı. Mutlak hakikate ulaşabilmek için âsk ve vecdle. Allah'ı seven ve O'na hamdeden bir sûfîydi. Bütün eserleri bu âşk ve vecdin. bu "hamd-ü senâ"nın ta kendisiydi. Allah'ı seviyor, kitaplarına ve peygamberlerine inanıyor ve kulluk ediyordu. Bir rubaisinde. "Yaşadığını müddetçe Kur'anın kuluyum ben., Hz. Muhammed (S.A.V) 'in yolunun tozuyum ben. Birisi, benim sözlerimden, bundan başka bir söz naklederse, o kimseden de.o sözden de bizarım ben.." diyordu.
    Ve yine diyordu ki, "Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum. Bu'zayıf kul kulluğu lâyıkıyla ita edemediğim için utandım ve başımı önüme eğdim, Her köle âzâd edilince sevinir. Yarabbi. ben sana kul olduğum için seviniyorum.."
    Bu kullukta ne büyüklük.. Bu tevazuda ne büyük teslimiyet.. "Kul ol da, at gibi yer yüzünde yürü.. Cenaze gibi halkın omuzuna binip te yükselmeğe çalışma!" diyordu.
    Devrinde. Selçuklu devletinin resmî mezhebi Hanefî idi. Medreselerde, ders veren müderrisin dahi Hanefî mezhebinden olması şart koşuluyor, hattâ bu şart vakfiyelere geçiriliyordu. Konya'daki Altun Aba. Karatay. Sırçalı gibi Selçuklu devri medreselerinin vakfiye ve kitabelerinde bu kayıtlara rastlanır. Anadolu Selçukluları'nın en parlak yıllarında Konya'ya gelen, bir süre medreselerde ders veren Mevlâna'nın da mezhebi Hanefîdir. Ama O, "Aşıklar, mezhep ve milletten kurtulmuşlardır. O'nlar için mezhep ve millet, Allah'tır" buyurur. O. İslâm dinine, bu berrak ve asıl dine, sonradan giren safsatalardan, hele medresenin yıkıcı, köhne cehaletinden daima şikâyetçi olmuş, tertemiz inançların geniş çerçevesi içerisinde düşünmüştür. O, "pergel gibi bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durarak, diğer ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum.." diyerek bu toleransını ifade etmektedir.
    Mevlâna'ya göre, manevî huzur ve zevkler elde edilir. O'na göre iman, doğru ile yanlısı, hakla bâtılı ayırdedebilen temyizdi. Amel. insandaki mânâdır. Söz amelin semeresidir, âmelden doğar.
    Ve yine diyor ki Mevlâna, "Kur'anı Kerim'e nazar et ve bil ki. bütün Kur'an nefislerin kötülüklerini bildirmek ve onun ıslahını göstermek şerhidir." Yine diyor ki, "İnsanoğlu, edepden nasibini almamışsa, insan değildir. Esasen, insanla hayvan arasındaki fark da edeptir. Gözünü aç. Allah'ın kelâmına, bir bak. Bütün Kur'anın mânası âyet âyet edepten ibarettir..."
    Devam ediyordu:
    Allah'tan biz. edep ihsan etmesini isteyelim. Çünkü edepsiz kimse. Allah'ın lûtfundan mahrumdur. Bu kainat edeple nurlandı, melekler edeple, masum ve temiz oldu.. Senin dahi ruhunun feleği edepli olursa, yıldızlar ve ilimlerle aydın olursun. Aklın melek gibi edepli olursa, onun gibi ibadet ve kullukta bulunursa, ayıplardan ve hatalardan temizlenir

semazen net ten

adnan

Haktan Alır, Halk'a Saçarız

Devr-i Veledî'den sonra âyin başlar. Semâzenler usulünce hırkalarını çıkarır, yâni dünyevi gailelerden soyunur, mezarlarından sıyrılırlar. Bu sırada şeyh postun önüne doğru yürür, başkeser ve herkes ona uyar. Semâzenbaşı ilerleyerek şeyhin sağ elini öper, şeyh de onun sikkesini. Bu sema'a destur, yâni izin almaktır. Bundan sonra birer birer semâzenler şeyhle görüşür ve sema'a kanat açarlar. Semâ ederken kol açan semâzenin sağ eli dua eder gibi yukarıya, sol eli aşağıya açıktır. Bu. "Hak'tan alır, halk'a saçarız, hiçbir şeyi kendimize mal etmeyiz, görünüşte var olan, vasıtalık eden bir suretten başka bir şey değiliz" anlamına gelmektedir. Bir başka ifadesiyle de, "Göğe ağarız, yere yağarız, varlığımız Hak'kın rahmetinde yok olmuştur" demektir. Semâzenler hem kendi etrafında döner, hem de meydanı devrederler. Feleklerin, gezegenlerin, yıldızların ve dünyanın, güneşin cazibesiyle hem kendi etrafında, hem de güneşin etrafında devrettikleri gibi... Semâ, bütün âlemlerin güneşi. Allahnın huzurunda bir devr-i âlem'dir.

Esasen semâ, gerçek varlığa ulaştıran insanı kendinden geçiren bir cezbe vasıtası, kendinden geçen kişinin can sarhoşluğudur. Mevlâna'mızın ifadesiyle, "Âşk'a kavuşmak, buluşmak sultanlığı için, perdeleri kaldırıp içeriye girmek devleti için, can elbise"dir.

Semânın birinci devresi, âlemleri seyretmedir. Hak'kın büyüklüğünü ve yüceliğini idraktir. Bundan sonrası "Selâm" olarak tecelli eder. Birinci selâmda âşıklar, şüphelerden kurtulur. Allahnın birliğine imân eder. İkinci selâm, Vahdet'i, Allah birliğini görüş hâline getirmedir. Üçüncüsünde, âşıklar görüşlerini biliş ve oluş mertebesine ulaştırırlar.

Bu devrede âşıklar, kendilerine mutlak varlığın kemal durağında yitirmiş, yok olmuşlardır. Son dördüncü devrede Vahdet durağında ayak direyerek kendi merkezleri çevresinde devrederler.

Semâzenbaşı sem'aı idare eder. Semâzenler o'nun ayak ve baş işaretlerine göre durumlarını ayarlarlar.

Semânın üçüncü selâmında şeyh de sema'a girer. Hatt-ı istivanın ortasında semâ eden şeyh, şüphesiz burada     Mevlâna'yı temsil etmektedir. Şeyh, semâ'dan sonra yavaş yavaş ilerler, posta varmasıyla semâ da sona erer.

İşte aziz okuyucu.. Mevlevî Âyini'nde semânın ifade ettiği mânâ kısaca budur. Yoksa bu dönüşler, bir tempoya ayak uyduran, rakseden, oynayan, bir gurup insanın çalıp çığırması değildir. Her hareketin derin bir mânâsı vardır.

Her yıl Mevlâna'nın vefatı yıldönümleri olan Aralık ayında Konya'da yapılan ihtifallerde, bu temsil edilir, bu gösterilmek istenir. Bu satırların âciz yazarı, Mevlâna karıncası, otuz yıl önce Konya'da O'nun mukaddes eşiğinde, dost ve yaranı ile bu ihtifallerde semâ'ı da temsil ettirirken, bu anlayış içindeydi. Bugün bu ihtifaller, tam bir olgunluk içinde, Avrupa'ya kadar uzandı. Maddeleşen dünya, ruhunda duyduğu mânevi boşluğu, âşk ve mânâ ile doldurmaya özendi.

semazen net ten alıntı

reflexions

mevlananın hoşgörüsü, egemenlerin ezilenlerin öfkelerini tırpanlamak ve tepkizleştirmek için kullandığı bi argümandır ama zalim varsa mücadelede olacaktır bu da herkese hoşgörüyü değil hakedene cezayı da içermelidir islamın değişik yorumları var ve en pasifistlerinden biri de mevlana ancak bugün ezilen müslüman halkların abd'ye veya diğer emperyalist güçlere hoşgörü göstermesini istemek cezası "ahirette" bile ödenemeyecek bir suç olacaktır. en iyisi ezilenler hesabı öbür tarafa bırakmadan zalimlerle hesaplaşsın işte o zaman biz iyiliğin dünyasında yeteri kadar hoşgörü göstermesini bileceğiz.

adnan

reflexions
islam demek fen de fizik te kimyada vs ilimde geri kalmak demek degildir tam tersi ilimde ilerlemektir
ilimde ileri bir millete kimse saldıramaz karşı çıkamaz ama bu özellikler adil milletlere verilir
bu milletlerin ezildikleri dogru ama islam oldukları şüpeli
islamda fitnelerin menşei iran ve ıraktır buda ceza olabilir belki
siz dininizi kendi kişisel çıkarlarınız için yanlış kullanırsanız cezasız kalmaz
bu amerikanın yaptıgını hoş göstermez
ama ben şunu sorgularım
neden islam oldugunu iddia eden bir millet ilimde zayıf kalabilir
işte o zaman hoş görmeyi degilde yetersizligini sorgularsın

mevlananın hoşgörü felsefesi bireysel dir toplumsal degil
toplumda gereken herşeye gereken müdahale yapılır
ben mevleviyim(dahası olmak isterim hayalim)
bana göre bu ülkenin askeri polisi gereken yerde gerekeni yapar benim yırtınmam boşuna olur
bu da ruhbanlık degildir
mevlananın ögretisinde bir ezilen varsa ezene karşı bagını koparırsa bagımlı kalmazsa ezilmez
buda ezenin hakimiyetinden kurtarır ki en büyük özgürlük budur
sen ezil ezilmeye devam et ezilmenide hoş gör demiyor
ezilensen ezenden bagını kopar birey olarak özgür ol
yunusu osman ogullarını toplaması bir araya getirmesi için kim yol gösterdi
hoş görseydi bunu yaparmıydı
mevlana baş kaldırışın yegana temsilcisi
her şeye razı ol çekmeye devam et demiyor çünkü bagını ve bagımlıgını kaldır der

mahmut

 Yalçın Küçük'e göre sabetayistlerin dini.

adnan

Alıntı yapılan: mahmut - 20.12.05/20:24
Yalçın Küçük'e göre sabetayistlerin dini.


o ne
benim gibi mevlana hayranı birinin haberi yok cahilligimi bagışla
mevlana islam alimi bilmeyenlere duyurulur