21.07.19/17:18

seyh said we said nursi

Başlatan mavi su, 11.03.06/21:53

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

mavi su

bnim bildigim kadari ile seyh said cumhuritenin ilk yıllarında cımhuriyete karsi çıkarak hilafetin getirilmesini istemiştir bn size said nursinin seyh saidin 1 numarali adamı olup olmadigini soruyorum? (bnim bildigim ole)

adnan

tarihler için kitap karıştırırsanız görebilirsiniz..
said-i nursi eski adı ile said-i kürdi doguda bazı ayaklanmalara katılmış agzının payını almış daha sonra da
adını said-i nursi olarak degiştirmiş bir kimliktir..
şeyh said kendini islam ilmine adamış ama ne yazıkki talebesi tarafından oyuna getirilip bir ayaklanmanın
içine çekilmiş ama o ayaklanma adına hiç bir şey yapmamış bir kimliktir..
seyh said in talebesi tarafından said-i nursiye ayaklanmaya katılma daveti yapılmış.said-i nursi tecrübesi
sayesinde red cevabı vermiştir.
said-i nursi nin şeyh said ile bir araya geldigini dahi zannetmiyorum...
bir sözünde said-i nursi kürtlere şunu söylemiştir..
türk halkı yüce bir halktır onlara hizmet edin....
yazdıgı tek okudugum kitabı risale i nur hak ve ahkikat bilgisini veren iyi bir kitap diye bilirim...
selam mavi su...
okudugum kitap sayısını bilemedigim gibi okuduklarımın kaynagını verecek hafızam da yok bu konuda üzgünüm..
şeyh said in hayatını anlatan kitaplar okumuştum o kitapların hiç birinde said-i nursi ile irtibatı yoktu daha sonra nurcuların kendi kaynaklarında ona gönderilmiş mektup oldugunu ögrendim..şeyh said tarafından gönderilmiş..asıl gönderen şeyh said in talebesi ayaklanmayı başlatan kişi...
seyh said egede yaşamış..said-i nursi doguda yaşamış daha sonra bursaya ve istanbula gelmiş..ikisinin karşılaşıp görüştügüne dair hiç bir bilgi göremedim...
seyh said in yazılarında ilahi esin algıladım.maneviyatı yüksek oldugunu düşünüyorum..hiç bir ayaklanmaya katılmadı..ama alet edildi..
said-i nursinin daha önce said-i kürdi ismi ile ayaklanmalar başlattıgı
sadece nur cemaati tarafından inkar edilir..
iki kişiligin de hayat ta yaşadıkları tarihler ve yerler tutuyor..
güçlü bir ihtimal ile said-i nursinin kendi de kabul ediyorki geçmişi yüz karası bu utanç ile geçmişini gizledigini düşünüyorum...
tam bir kaynak bulmak isterisen bu iki zaatın hayatını yazan kitaplar oku ve kıyasla..said-i kürdiyide ihmal etme...
saglıcakla kal

Suntafa

Alıntı yapılan: adnan - 12.03.06/16:51
tarihler için kitap karıştırırsanız görebilirsiniz...
Eğer bu marifet olsaydı siz karıştırıp bir sonuca ulaşırdınız.
Demek marifet çok kitap karıştırmak değilmiş, değişik kaynak karıştırıp  "okumak" imiş marifet...

Alıntı yapılan: adnan - 12.03.06/16:51
şeyh said kendini islam ilmine adamış ama ne yazıkki talebesi tarafından oyuna getirilip bir ayaklanmanın
içine çekilmiş ama o ayaklanma adına hiç bir şey yapmamış bir kimliktir..
seyh said in talebesi tarafından said-i nursiye ayaklanmaya katılma daveti yapılmış.said-i nursi tecrübesi
sayesinde red cevabı vermiştir.
Kitap karıştırmanın sonuçlarından biridir bu. Kendini islam ilimine adamış biridir ama başka birinin oyununa maruz kalmış?
Sizin karıştırdığınız kitapları hakikaten çok merak ediyorum. Said-i nursi'de cin gibiymiş maaşallah, yememiş oyunu...


Alıntı yapılan: adnan - 12.03.06/16:51
bir sözünde said-i nursi kürtlere şunu söylemiştir..
türk halkı yüce bir halktır onlara hizmet edin....
Doğrudur efendim, tarih de zaten böyle cümlelerle yorumlanmalı.
Şeyh Sait ve Said-i Nursi  "Kürt Teali"  cemiyetinden tanışırlar. Said-i Nursi ayaklanmayı açığa çıkmasını sağlayan ve beklenenden önce ayaklanmanın çıkmasına neden o kişidir, bir muhpirdir... Hizmet dediği şey bu olsa gerek ve bu hizmetinin ödülünü de almıştır, hapiste yatarak. Bu da ödülün güzelliği olsa gerek...

Alıntı yapılan: adnan - 12.03.06/16:51
okudugum kitap sayısını bilemedigim gibi okuduklarımın kaynagını verecek hafızam da yok bu konuda üzgünüm.
Sanırım yanlış bir cümle olmuş, "okuduğum"  yerine  "karıştırdığım"  bulunmalıydı...

Alıntı yapılan: adnan - 12.03.06/16:51
seyh said egede yaşamış..
Bir başka rivayete göre kendisi Kızılderili olup, Taklamakan çöllerinde yaşamış ve öldükten sonra Anadolu'ya gelmiştir...?!?!?!

flzf

karganın yavrusu karga olur söyle bana öğretmenini kim olduğunu söyleyim şeyh saidi herkes biliyo anlatmaya bile gerek yok said nursinin onun öğrencisi olduğunu yeni öğrendim hatta said nursi hakkındaki bilgim sadece adını duymaktan ibarettir di kimi klavuz seçmiş anlaşıldı
bu arada ibni sina farabi ve said nursi haklarında hiçbişey bilmediğin zaman aynı işi yapmışlar gibi düşünülüyo konuya dışardan bakıp sonradan dahil olmuş biri olarak şunu söyleyebilirim ibni sina ve farabi isimleri saidi nursi ismiyle yan yana bile konmamalı alim sıfatını hakedenler farabi ve ibni sina dır

Sapiens

her alim!!! kimse sevenlerince alim sevmeyenlerince  değişik tabirlerle tanımlanabilir

mesela İbn-i arabi yee şayhul ekber(şeyhlerin en buyuğu) denir ama sevmeyenelr Şerrul ekfer(küfrün şeyhi ) demişlerdir
     yine ibn-i teymiyye içinde şeyhul islam denmektedir sevmeyenleri ise ona şerrul islam  demektedir,




yakın zamanımzıdan  örnek Hayreddin karaman karamanı sevmeyen Mali demirbaş(ismi yanlış anısmıyro olabilrim)Mezhepsizler isimli kitabıında hayreddin demeyi ona obgu saydığından şerredin karaman
yine aynı kitapta süleyman ateş hocayada Solomon Ateş  (cehalet diz bozyu süleymanda solomon da aynı kişiyi işaret eder aklınca bu yahudi mi demek istemiş yazarımız) demektedir

Alim değilde bilim adamı diyelim ve sorayım Türkiyede Bilim adamı var mı?

aragon

Alıntı yapılan: mavi su - 11.03.06/21:53
bnim bildigim kadari ile seyh said cumhuritenin ilk yıllarında cımhuriyete karsi çıkarak hilafetin getirilmesini istemiştir bn size said nursinin seyh saidin 1 numarali adamı olup olmadigini soruyorum? (bnim bildigim ole)



said nursi kendi yaşamını 2 kısıma ayırır eski said vee yeni said diye.eski said dediği siyasetle ilgilenen,kürdistan teali cemiyeti'nin aktif üyelerinden-şeyh said'le tanışıklıkları-sanırım-burdan,yeni said dediğiyse kendisini salt dine adamış ve siiyasetten el etek çekmiş biri olarak karşımıza çıkıyor,hatta şeyh said'e kardeş kardeşin kanını dökmez,iki halkta müslüman-ümmetçilik anlayışı mevcut-dediği rivayet edilir,-ama şeyh said çeşitli sebeplerden ötürü isyanda aktif rol oynar.ama said nursi şeyh said ve beraberinde şehadeti
tadan yoldaşları için"onlar hiç şüpe yok ki şehidler"cümlesi kitaplarında var,ama kitapların daha sonraki baskılarında cümle siyasi olduğu için çıkarılmıştır.-bütün siyasi içerikli cümleler ayıklanmış-

cene

zaten kürtlere yarayan her söz her güzellik nedense kitaplardan çıkarılıyor..
saidi nursi nur cemaati ile birlikte nursi olarak adlandırılmıştır...
gerçek anılna şekli said i kurdi dir
heralde buda kürtlerin bir milliyetçilik söylevi olara algılanacak yine...ne yapalım gerçek bu

ekip6

Alıntı yapılan: İKNATON - 08.11.07/00:05

Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün” Said-i Kürdi (Nursi)


1876 yılında Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır.

Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit’e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister.

II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi’yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır. Said, “Zalimler için yaşasın cehennem!” sözünü Abdülhamit için söyler......




Kürt Teali Cemiyeti

Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)

Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.

Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır.

Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı.

Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.

Risaleleri ve fikirleri

Said-i Nursi'nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne "Risale-i Nur Külliyatı" denir.

Türkçe konuşan insanların %90'ının anlayamayacağı bir dil kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir'in İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir..., gaybı Allah'tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır")(bkz. Lem'alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse:

"-... İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır- anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır. -Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958)

Said–i Nursi’ye göre Atatürk Deccal’di

Said–i Nursi bir çok lahikasında Atatürk’e “Deccal” diye hakaret ediyordu.

Deccal, İslami literatürde en ağır hakaret sayılan ifadelerden biridir. Deccal; yalan söyleyen, aldatan, karıştıran kişi anlamına gelir. Deccalin ortaya çıkması kıyamet alametlerinden biri olarak da görülmüştür.

Deccal konusunda tarih boyunca ortaya atılan iddiaları gündeme getirecek değiliz. Ancak Said–i Nursi’nin şu satırlarını okuduğunuzda Deccal denilince kimin kastedildiğini çok iyi anlamış olacağız.

“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:

“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:

“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)


ekip6

Alıntı yapılan: İKNATON - 08.11.07/00:12

NURCULUK DENEN SAYIKLAMA

Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekanın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. Medenî insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.

Türkiye'de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasviye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.

Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.

Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, "Saîd-i Nursî" adında cahil bir Kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i Nursî'nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.

Saîd-i Nursî denilen adam, eskiden Saîd-i Kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, Şafiî mezhebinden bir Kürttür. Mütareke yıllarında İstanbul sokaklarında millî Kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. Bu cakacı Kürt kendisine "Bedîüzzaman" demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. Bedîüzzaman, "zamanın harikası" demektir. Kürt Said cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce Türk'ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.

Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular Türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, Kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça güdemiyeceği için, Türkçülüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor. Müritlerine veya kendi tabiriyle Risâle-i Nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmış. Tabiî, dağdaki Kürdün bu büyük ve ilâhî buyruktan haberi olamıyacağı için, o evlenecek ve Kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve Kürt Şeyh Said'in 1924'de yapamadığını, Kürt Molla Said (yani Bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.

Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa'daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak Kürt Said'in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? Millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha yıllarca sürecektir.

Nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları, Kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse birşey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.

Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde, Kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.

İşte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da şeyhi, pirî olan, kendisinden "efendi hazretleri" diye söz ettikleri Kürt Said'in seviyesi budur.

Fizikten, titreşimden haberi olmayan, müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan âciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur risalelerinin birinde, Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi "akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olduğunu yazmıştı. Sevsinler medenî Kürdü!... Özbek, Kırgız ve Tatarlar arasında okuyup yazma nisbeti % 90'dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce bilgin ve uzman bulunmaktadır.


ekip6

Alıntı yapılan: İKNATON - 08.11.07/00:12

Kendisini Nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, Kürt Said'de ne bulduğunu kendisinden sormuştum. "Kuran'ın en güzel tefsirini yapmıştır." diye cevap vermişti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kuran'ın şimdiye dek en büyük İslâm bilginleri tarafından üç İslâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. Bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. Bir safsataya inanla uğraşmak neye yarar? Bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine gitmektir.

Bana gör Tîcânilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız ve zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.

Türkiye'de gerçek ülkü olan Türkçülük türlü bahanelerle baltalanmasa, gerçek Türkçü olan eski "Milliyetçiler Derneği" 1953'de kapatılmasaydı, bunlara gelişme imkanı verilseydi, bugün memlekette partiler üstünde, gayet ateşli ve şuurlu bir milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda bunlardan yardım isteyebileceklerdi.

Türkçülük insanlara hiçbir vaitte bulunmuyor, maddi veya manevi birşey vermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet va'dinde bulunuyor. Ebedî saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler va'dediyor.... Kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar tabiî Nurculuğu seçecektir. Netekim bunu kendileri de söylüyor "Türkçülük mezara kadar... Ondan sonra ne olacak?" diyor... Tabiî ondan sonrasını kendilerine Kürt Said hazırlayacak.

Kürt Said'in 1327 ( = 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış bir eseri vardır. Adı: "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" dir. Kendisinin Saîd-i Kürd-î Yani Kürt Said) olduğunu tastik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini "Bedîüzzaman" diye taktim etmektedir. Eserin tâbii, yani editörü de "Kürdîzade Ahmed Ramiz" dir. yani dört başı mâmur bir eser. Bu 48 sayfalık eserin "hâtime" kısmı (44-48. sayfalar) Kürt Said'iin içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunun aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazıldığı için açık Türkçeye çeviriyorum: Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. ( = Soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır. )

Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. ( = Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vhşet sahrasında yağma edecektir. İlâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile Kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek İslâm ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)

Görülüyor ki Kürt Said, zavallı Kürtlere eski Asur ve İran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir Kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemî ifadesiyle Kürtleri Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye çağırmaktadır. Bunun hiçbir tevili, tesfiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir İslâmcı değil, bir Kürtçü olduğunu kabule mecburdur.

Bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk ifadeli metinden sıyırarak yalnız tercümesini (evet, bu kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan alıkoyacağım. Bundan sonra Kürt Said şöyle diyor:

Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet sultanı yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için "fen, sanat ve silâh başına, ileri arş" emrini veriyor.

Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup çürüyecektir.

İhtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan üstad, sillesini kaldırmış, size hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahasında yağma ettireceksiniz, yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun Kâbesine koşacaksınz.

Milliyet denilen mâzi derelerinde, hâl sahralarında ve istikbâl dağlarında çadır kurmuş olan Rüstem-i Zâl ve Selâhaddin-i Eyyubî gibi, herkesi başkasını haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin hayatının mâkesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müşahhas misali oldunuz. Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira, maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve millî hamiyetin galeyanıyla ahlâk da yükselir.

Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve millî hakimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki cüz'i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer'î meşveretin mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve vâsîye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Varlığınızı birleşerek gösteriniz. Millî hamiyet ve şahsî fikir ve vicdanınızı milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.

Mâzide dağınıklığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet saadethanesinde icad fikrine, şahsî teşebbüse ve hürriyet fikrine inkılâb edecektir. Hattâ diyebilirim ki, başkalarının sükûtî medreselerine nisbetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmî mebuslar meclisini gösteriyor. İmam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semâvî ve rûhânî vızıltılarınızda, mezhebî ve kavmî mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir îmâ ve nişanı vardır.

"İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi'dir. Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf ( = gramer ) ve nahvini ( = sintaksını ) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.

İşte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.

Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî

Kürt Said'in tam bir Kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle olmayıp da, yalnız geri kalmış Kürtleri kalıkındırmak amacı gütseydi, onlara "Bilgi sahibi olun" demekle yetinir, medeni ve ebedî Türkçe dururken, millî dil diye kaba ve iptidaî Kürtçeyi tavsiye etmezdi. Meşrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden faydalanarak, Türkiye'yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçekleştirmek isteyen Hıristiyan tebaalar gibi, bu müslüman kardeş de İmparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan Türkleri vurmaya çalışıyor. Kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidaî cemaatler gibi, roman kahramanı olan Zâloğlu Rüstem'i ve ancak anası Kürt olan Selâhaddin Eyyubî'yi Kürt kahramanı diye ileri sürüyor. Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabiî devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, Saîd-i Kürd-î adını Saîd-i Nursî yaparak ve Nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek, bir din mürşidi gibi ortaya çıkmaya başarıyor.

Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil, onbinlerce, belki yüzbinlerce gafil Türk'ün, bu cahil Kürd'ün arkasından gitmesi, onun cahilâne ve hâinâne öğütlerine körü-körüne boyun eğmesidir.

Şimdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:

Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türkseniz, hangi sebeple cahil bir Kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz? Aranızda "Türkçe de dil mi?" diyen ahmaklar, resmî dilin Arapça olmasını isteyen hainler var. Siz ne biçim Müslümansınız ki, cahil bir Kürd'ün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzun farkında değil misiniz? Bir cahil Kürd'ün sakalını, tırnaklarını, abdest aldığı suyukutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? Uyanın! Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir. Onun yeni baştan açıklanması için Kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.

Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon'dan yollanan acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda, 8 yapraklık bir broşür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürd-î reklamıdır. Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir. İçinde Kürt Said'in sayıklamalarından parçalar var. İkinci yaprağın ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:

"Aziz, sıddık kardeşlerim:

Siz kat'î biliniz ki, risâle-i nur şakirtlerinin meşgul oldukları vazife rûy-i zemindeki en muazzam mesâilden daha büyüktür."

***

Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların, bozuk iradenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye'yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatinizle yıkacaksınız. Türklüğü inkâr ederek, şeriati Anayasa ve Medenî Kanun durumuna getirerek, evlenmiyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı getirip Arapçayı resmi dil yaparak, İslâmiyetten önceki tarihimizi küfürdür diye kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu yaparken, ölü Stalin'le, sağ Makaryos'un müttefiki olduğunuzun asla farkında olmıyacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde Peygamber'in "Evlenip çoğalınız" anlamındaki hadîsini hiçe sayarak, Kürt Said'in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmıyacak kadar acınacak yaratıklarsınız.

Neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? Bir odaya kapanıp Kürt Said'in hezeyanlarını okuyarak kendinizden geçmek mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhî tababetin ve marazî ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir. Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet va'di ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten ayırıyorsunuz. Araplarla aramızda bir dâva oldu mu, mutlaka Arapları haklı buluyorsunuz. Türk - Arap savaşı olursa, "Din kardeşime silâh çekmem" diyorsunuz.

İşte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. Onun bir Kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hoş... Yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe etmeli...

Ötüken, 7 Mart 1964, Sayı: 109

ekip6

05.02.08/14:22 #10 Son düzenlenme: 21.05.08/20:36 cosinus78
Alıntı yapılan: eksi273 - 08.11.07/00:17

Alıntısaidi kürdiyle ilgili bir forum açsana nede olsa radyo dalgalarını meleklerle açıklayan cahil şizofrenin teki.....

K.... edit(cosinus78) gülüyorum bak...
Hadi inakton hiç said nursi okumamışsın sen..
Bi örnek versene bu iddana...
Konu derinleşince böyle batıcak mısın hemen.
Çamur atmaktan başka elinden bişey gelmiyo mu.

İşkembeden İNAKTON işte.
cut copy sırf.

ekip6

Alıntı yapılan: İKNATON - 08.11.07/00:28

Yahu eksi senin cidden beynin uyuşmuş, git baak heryer bu salağın bu yazısıyla
dolu zaten bunlarıda kendi sitemizden getirdim, belki okursunda öğrenirsin diye
ama nerde , peki suna cevap ver bu şizofren akıl hastanesine yattımı yatmadımı
hapishanedeki günlerinde geceleri melek gibi gidip müritleriyle toplantı yapan
bu deli değil mi, fen öğretmenleriyle ilgili söylediği salakça şeyleri risalei nur 1 :4
bölüme bak zaten kitabı tam komedi, kabalayı evir çevir kendine uygula, yurdum insanının hiçmi kafası çalışmaz bilmiyorum ki... :D :D

ekip6

Alıntı yapılan: zuğaşi berepe - 08.11.07/01:35

üstad hakkında yazılanları okurken üzüldüğümü ve bir okadar da sinirlendiğimi belirtmek isterim.uğraşacağınız başka insan kalmadı mı?
artık çekin o pis ellerinizi değerlerimizden.
söylenecek tek söz vardır;
rabbim hidayet versin..

ekip6

Alıntı yapılan: BlackSun - 08.11.07/07:26

iknaton çok güzel bir makale olmuş teşekkürler. türkiye de aziz nesinin de dediği gibi aptal gönüllü uyruk bulmak kadar kolay birşey olamaz. yazıya eleştiri getirenler de hakaret edeceklerine aksini ispatlasalar ya. ama nerde ?

ekip6

05.02.08/14:24 #14 Son düzenlenme: 21.05.08/20:38 cosinus78
Alıntı yapılan: eksi273 - 08.11.07/09:58

AlıntıÖzgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün” Said-i Kürdi (Nursi)

En başta edit(cosinus78) uydurmuşsunuz. İşkembeden sallamışsınız.
Sözlükte :"Said nursi, Şeyh sait isim benzerliğinden faydalanıp karalama politilkası" derler buna..
Bediüzzaman böyle bir cümle etmiş değil.

İkincisi
Kürdistan kurulmasını isteyen bi adam Kafkas cephesinde ruslara karşı neden savaşsın
:)
işkembe insanlar
Hani bediüzzaman islam milliyetçisidir, Bunu saklamıyor zaten.
Kürttür, bunuda saklamıyor.
Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce islam milliyetçisi olmak suç teşkil etmiyor.
Yani osmanlı dağılmasın diye savaş vermiş.
eee.
Bu vatan haini mi yapar, vatansever mi yapar saidi.
Kürdistan kurmak gibi bir niyeti yok. Böyle bir eylemi yok. Said-Nursi, Şeyh sait gibi bir tane isyan mı çıkarmış?
Ruslarla ermenilerle birlik olur keyfini çatmak varken
Tam tersi..
1.dünya savaşının içinde, isyanları bastırırken, rus ermenilere karşı savaşırken bizzat savaşın içinde neden yer alsın.
Kürdistan kurulmasını isteyen bu delinin talebelerinin çoğu kurtuluş savaşında neden şehit olsun.
Örnek ilk öğrencilerinden Habib, Ubeyd, Yeğeni...
Sonra iki buçuk yıl rusyada öğrencileri ile esir olarak neden kalsın.
Ruslar eline üç kuruş verip salıvermezmiydi, said nursi kürdistan kurmak istese.

Yöntemi düşüncesi eleştirilir, sonuna kadar eleştirilsin..
Ama bu nadide makale daha ilk cümlesinde yerin dibine batıyor.

Kaynakları da kontrol ettim, kaynaklar da uydurma.
47 sayfalık kitabın 57. sayfasından kaynak gösteriyorsunuz.
Mesela Ahmet Ramiz öyle şeyler yazmamış.
Yok yani. Olmayan yazıyı nasıl türkçeleştirmişse artık.
bi sizin gibi örümcek kafalıları kandırırlar böyle makalelerle.

ekip6

Alıntı yapılan: BlackSun - 08.11.07/10:05

risale kitaplarından kürtdistan gibi kısımlarının çıkarıldığını duymuştum. elinizdeki kitaplar da bizim nurcular tarafından rafine edilmiş olabilr.

ekip6

Alıntı yapılan: eksi273 - 08.11.07/12:23

İthamlar en fazla, yukarıda bahsettiğin Aziz Nesin için yapılan "kökü dışarıda", "vatan haini" suçlanmaları kadar ciddiye alınır.
Risalelerde siyasi tavır bulunmaz.
Bulunmaz.
Tefsirdirler
Birkaç yerde 1.dünya savaşı sebebi ile yazılanlarla, mahkemelerde verilen cevaplar siyasi içerikli sayılır belki. ki mahkeme olmasa cevap verilmezdi.
Yukarıdaki makale beş para etmez karalamalarla dolu.
Ciddiye alınır tarafı yok.
Alıntı yapılan: İKNATON - 08.11.07/00:28
.. peki suna cevap ver bu şizofren akıl hastanesine yattımı yatmadımı..

Kaçırmışım burasını..
Şöyledir olay :
Kitaplardan birşey çıkmayınca deli  olduğu öne sürülür,
Sonra doktor "bediüzzaman deli ise, memlekette akıllı yoktur." diye rapor verir.
Beraat eder.
Budur yani deliliği,

Keşke iki üç tane daha deli çıksada,
sizin gibi akıllılara kalmasa bu işler.