20.07.19/11:24

Tasavvuf

Başlatan adnan, 27.04.06/12:43

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

adnan

27.04.06/12:43 Son düzenlenme: 23.08.07/08:18 anka
(...)           

            Gayb Ricalin gördüm selam ettiler bana... Edeb içinde divan durdular. Kulağıma Fethiye salâtın okudular... Kırklar sonra söylediler bana...

Üçler, Yediler sonra Dörtler buz gibi su ikram ettiler bana...

(...)

Kırklar sofrasında bulundum... Bunlardan üç kişi ile halen haftada bir gece buluşurum... "Kırklardan mısın?" diye bana sorma... Ben o üç ile dört yaparım...

Hiç ile Kırk oluruz... Üç kişi bir de ben, bir de hiç bir taife teşkil ederiz. Gezeriz... Hem Kırk'ız, hem Dörd'üz hem Hiç'iz biz...

Bulunduğumuz yerde Kırk oluruz biz...

Çünki biz Kırk'larız da ondan...

Elini tutmak istediğimizde şükrün mukabili değil de Bahane ararız biz... Birinde bahane bulduğumuzda ben ile üç kişi ve Hiç görünürüz...

Elini tuttuğumuzu içimize alırız heman Kırk oluruz ve İki görünürüz... Ondan sonra ister görünür ister görünmeyiz biz...

Biz her yerdeyiz, her yer bizdedir...

Gündüz cismani, gece ruhani işlerimizle meşgulüz biz...

            Bizi görürler... Bulamazlar... Zira gaflet ve şüphe bulutlarıyla  örtülüyüzdür...  Bin  bir renkte  görünmeğe mecburuz...

Vazifemiz çok ağırdır... Âfatları bahane ile biz önleriz... Biz yer yüzünde bahane arayıcısıyız... Biz bahane ile Kırk kişi olduk...

Bizi bazen Veli, bazen meczup, bazen zındık görürler... Bu hal bizim sükun ve huzurumuzu bozmamak için Allah'ın bir vergisidir...

Bu kadar çeşit içinde sebat edip şüpheyi silen elinde bahane bulunan bizden faide görür... Bizden faide gören şükrün tadını bilir...

(...)

Kendi kendine itimad eden, şüpheleri kıran bahane aramağa başlar... Bahane habersiz yakalanır... Saklanır, günü geldiğinde senden o bahaneyi sorarlar, o zaman el tutulur... Bizim duamız bize yaramaz başkasına yarar... Çünki Biz Allah için dua ederiz nefsimiz için değil... Kıymet de buradadır...



Onüç senedir Kırklardanım... Kırkların Yedinci, en genciyim...



Türkiye'de üç kişi vardır Kırklardan... Üç Suriye, Üç Mısır, Dört Irak, Yedi Medine, Altı Mekke, iki İspanya, iki Hindistan, Bir Kafkasya, Bir Salamon adaları, Bir Cava, Bir Çin, Bir Güney Afrika, Bir Güney Amerika, Dört tanesinin de yeri söylenemez... Bunların yerleri icabında derhal değişir.

Hali hazıra göre söylüyoruz...

            (...)

            Kırklar da görünür dünya ile, görünmez ruhani alemi yekdiğerine  rapteden  köprü  gibidirler...  Yekdiğerleriyle Kırklar   izni   ilahi   ile   kendi   telsizleriyle   her   an konuşabilirler... Yekdiğerlerini her an görebilirler...

           Mekan, Lâmekanı setreden bir perdedir.... Perdeyi kaldırdığın zaman mesafeler yok olur...

           Çok tuhaf söylüyoruz; cidden tuhaftır... Bu kelime gafletin ta kendisidir. Size tuhaftır, fakat asıl hakikat budur...

(...)

Kendi kendine sual: "-Bu da Kırklardan olduğunu söylüyor doğru mu? Yok canım..."

Cevap: Kırkları sen boynuzlu, kuyruklu veya başka türlü mü zannediyorsun?... O da kul.. Amma Kul...

            Şüphe yolundan çıkmayana birşey vermezler...

            Şüphe; inanmanın zelzelesidir. Hepsini yıkar yerle bir eder...

            Kırkları kaçırdın elinden. Allah'a ısmarladık...



(...)

Hakikati herkes anlarsa dünyada kul kalmaz... Dünyada o kadar Veli'ye ihtiyaç yok...

Sen yine bildiğine devam et... Bizim sözlerimiz başka mıntıkanın lakırdılarıdır.

(...)



10.11.1955

yazanın dogrulugunu bilmem ama yazdıklarının dogruluguından buraya aldım..

kaynaksız bilgimi nakledicem
üzgünüm aradım kaynak bulamadım

imam-ı gazali seriat ehli ulema dan
o dönemlerde tasavvuf a sapkın yol gözüyle bakılıyor
gazali yedi sene uzlet e çekilip yedi sene sonra geri döndügünde ulema ile tasavvuf ehlinin anlaşamadıgı konulara açıklık getiriyor ulema tasavvufu anlamadıgını kabullenerek bakışlarını degiştiriyorlar
neden tasavvufcular bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymadılar?
çünkü tasavvuf da birilerini ikna etmek ve bir şeyleri düzeltmek gibi bir düşünce olamaz çünkü onlar her şeyin iyi tarafını görürler ve faili mutlagı bilirler işine de karışmazlar
onlar aleme sadece seyir için geldiklerini bilirler..

burada ki niyetim
bir çok konuyu açmak ama üstü kapalı açmak ve sadece sorulana cevap vermek oldugu için imalı gitmeye karar verdim ve bunlar için kaynak olmayacak sadece benim görüşüm bakışım dogrultusunda olacak..

cevrenizde gördügünüz her şeyin aslında bir şey oldugu nu düşünmeniz sizi geliştirir
ve her şeyde bir şeyi ararsanız çözemediginiz hiç bir şey kalmaz çünkü aslolan herşey bir şeydir
bu bir şeyin adına inancınıza göre bir isim koya bilirsiniz sizi ulaştıracagı nokta önemlidir..
alemde var oldugunu gördügünüz herhangi bir şeyi kemali ile çözmeniz ve diger geride ne varsa olanlara onun aynıymış gibi düşünmeniz çözülemeyecek anlamsız hiç bir şeyin kalmadıgını göreceksiniz
alem ile insanın yaradılışı ne kadar benzer oldugunu göreceksiniz bu bakış ile aslında herşeyin aynı yaradılş ile yaradıldıgını da göreceksiniz..
bunlara ulaşmanın yegane yolu bir çok dinde oldugu gibi isalmda da nefis terbiyesinden geçtigini unutmayın
nefsin halleri şunlardır..

1-nefsi emmare--emreden nefis
2-nefsi levvama--kendini kınayan nefis
3-nefsi mülhime--itaat ve isyan ilham eden nefis
4-nefsi mutmayine--huzura eren nefis
5-nefsi radiye--rabbinin rızasına nazarını diken nefis
6-nefsi marziye--allahu tealanın razı olduğu nefis
7-nefsi kamile--seçkin saf tertemiz nefis

bu arada bunları yazarken de şunu belirteyim ben gurupculardan uzagım

1- nefsi emmare  -- emreden nefis

hiç kimseye en yakınınıza dahi emrivaki iş yaptırmamak
rica ile dahi bir şey istememek
aslı olan da bir şey istememek
düşünün...
bakkala bir şey almaya gideceksiniz ama isteyemeyeceksiniz
evde ihtiyacınız olacak ama isteyemeyeceksiniz
velhasıl hiç kimseden hiç bir şey istemeyeceksiniz

burda nebinin şu sözünün anlamı ortaya cıkacak
--istemeyin ihtiyacınıza ben kefilim--
bu da büyük sabır ile oluyor
siz istemeden ihtiyacınız etrafınızdakilerce hissedilecek ve karşılanacak

bir çogumuz yaşamışızdır aslında mesela evde çocugu olanlar bunu çok sık yaşar
susamışsınızdır tam su isteyeceksiniz çocuk susadım der
acıkmışsınızdır yemek yiyeceksiniz karnı tok oldugu halde çocukta sizinle yemek ister
çünkü onların zihinleri o kadar temizdirki sizin açlıgınız onlara sirayet eder
siz doymadan onlarda doymaz
çocuklarda ben bunu izlemeye bayılıyorum hatta hayatta en zevk aldıgım şey bunu gözlemlemek


burda yazacaklarım kesinlikle duyumdan ibaret degil
bizatihi yaşadım ve o kokuyu aldım
marifet ise bunun devamlılıgında..
bu marifet bende yok...

prensesistar

mevlüt kandılı haftaında hz muhammedın sosyal yasamını anlatan bır kıtap okudum ve kıtabın bır bolumunde peygamber efendıızın hıc kımseden bısey ıstemedıgını
her ısını kendı yaptıgını sıradan oldugunu alcakgonulluluk altında ıslemıslerdı cok hosuma gıtmıstı ve ben bunun nefsi emmare ye karsı oldugunu bılıyordum fakat o zaman hatırlayamamıstım
bunu bıze hatırlettıgın ıcın cok tesekkur ederımmm


yaaa adnan abııtasavvuf yazını okudum
gercekten kulak verılmesı gereken bır konu aynı ısanın avarılerı gıbı dort bı yana dagılmıslar
allah yolunda felsefe yapıorlar ıı hosda sonunda bır soz gecıyor ona aklım takıldı

"Hakikati herkes anlarsa dünyada kul kalmaz... Dünyada o kadar Veli'ye ihtiyaç yok...

Sen yine bildiğine devam et... Bizim sözlerimiz başka mıntıkanın lakırdılarıdır. ""


hakıkatın mukemmelı dunyanın yapılma nedenı tum bu nımetlerın layıkı peygamber efendımız ınsanı kamıl ustu bır varlık olarak kendını hıc bır zaman kulukdan cıkarmamısta

bu dunyayı saran suphe denızde elıne ıkı cop gecen velı efendılermıı kullukan cıkacaklar

hakıkat bızı kuluktan almaz mukemmel kul yaparrrr
rabbımde bunu sadece bır gule nasıp etmıs oylede kalacaktırr

saygılar

adnan

Bizim sözlerimiz başka mıntıkanın lakırdılarıdır. ""

tasavvuf da kul kalmaz kulun varlıgı olmaz
tarikatta buna fena fişşeh deniyordu galiba tam hatırlamadım..
varlıgını heba edip tek var olanı bulmak
nebi nin hitabından ve hatta kurandan iki anlam çıkarılır
1- avama göre
2-havasa göre
3-havasül havasa göre
avam havasül havasın lisanını anlayamaz bunun örnegi hallaç cı mansuru
anlamadıkları için red ettiler

mevlananın bir sözü var mesnevinin ya başlarında yada sonlarında
ben sözümü söyledim sözüm yanlış anlaşılırsa ben sözümden de uzagım yanlış anlayandanda

üç ler kırklar yediler in lisanından konuşan bizatihi haktır
o lisan bize dogal olarak ters gelir
konuşanın fikri zannederiz
tasavvufun en üst seviyesinde varlık kulluk kalmaz orda kulluk bile yük olur
orda sadece ALLAH vardır.......

prensesistar

fena fillah dı sanırım ole hatırlyorum saolun ben bır an sadece ıslam cercevesınden pbaktım  ozur dılerım sanırım haklısınız mesnevıde ouuklarım gecı bırden gozumun onunden ve utandım saoun ılgınız ıcın teskekkur ederımmm

" bu arada ogun annem kadının sesı programını ızlıyordu orda bı kadın ben evlenmek ıstıyorum ama tasavvuf ıle ılgılenen bırı olmalı dedı cok sasırdımkadın 45 yasında neyse bı adam aradı 68 ysında 70 sayfaık bır asavvuf kıtabı yazmıs fenafıllaha erısmıs falan fılan dedııı sonra konusmaları ılrledı ve adam basladı ben bır tarıkata uyuyım ustaddan bana evleneılırsınız sozu geldı dedı ve anlayacagınız kadın bunları dınlemedı ve evlenmeyı kabul ettıı """"

bu ne perhız bu ne lahana tursusu tasavvufda tarıkatın yerı nedır bıde adam tasassufdan uzuktan yakından alakası olmayan bır tarıkat ısmı verdı bı zahmet ılgınızeeeee

adnan

2- nefsi levvame--kendini kınayan nefis

her ne halde olursa olsun kendini savunmayan övgü kabul etmeyen yergiye eyvallah diyen nefis
iftira dahi atılsa bir ilahi taktir arayan hikmetini bulan nefis

tarikat taki kurallar kesinlikle dogru ama şu an bu kuralları uygulayan hiç bir tarikat yok
en azından ben böyle biliyorum
gördüklerim çevizin kabugunu yiyenler içini kırıpta insana gıda olan tarafına ulaşan yok
hakikat bilgisi olanın herhangi bir gurupla işi olmaz gurupculuk ayak bagıdır

biraz kaba olacak özür ama söylemeliyim
bizim köyde kapıya köpekleri baglarlar
ben bir kapıya köpeklik yapacaksam
bu kapı sadece hakkın kapısı olur

kimsede beni ben hakkın kapısıyım diye kandıramaz..

fena fillah tan sonra fena fişşeh gelir
bunun tam anlamını bulup yazıcam daha sonra

tv de seyrettigin şey sadece komedi
tasavvuf ehli bir bayan veya erkek eşini rabbinden diler rabbide icabet eder
tarikat anlamını kabul etmiyorum islamda bölünme olmaz
hatta nebinin bu konuda uyarısı var
ümmetim fıkralara bölünecek..diye
zamanında işaret etmiş
bir taraftan tevhit yani birleme bir yandanda guruplara hiziplere ayırma zaten mantıga ters


birde lütfen yazdıkların da bir yanlışlık olsa dahi özür dileme benden..
ve yazdıklarında bir hata yok
hem ben teşekkür ederim konuya katkın için
yuh bana ya
herkezden özür diliyorum..
benim aklıma bile yerleştirmişler saçma fikirlerini
fena fişeyh yani önce şeyh te fena olmak sonra nebi de fena olmak sonrada ALLAH ta fena olmak
tabi bu ilki uydurma
diger ikisi dogru...
Nefsin mertebeleri diye biliriz yedi mertebeyi...

Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye ve Safiye!.

Bu konuyu “KENDİNİ TANI” kitabında da detaylı anlatmıştık...

Nefs kelimesiyle anlatılmak istenen esas itibariyle bilinçtir.

Bilinç ilk oluştuğunda, veri tabanının getirisi sonucu, kendini beden olarak kabullendiği için, bedeninin tüm isteklerini kendi istekleri olarak benimser; tamamen bedenselliğe dönük ihtiyaç ve zevklere dönük yaşar. Bundan dolayı da “emmare nefs” olarak tanımlanır. Yani bilincin, kendini beden olarak kabulü söz konusudur bu anlayış düzeyinde.

Kendini beden olarak kabullenen ancak bedenin kullanılmaz hâle gelmesiyle yaşamın son bulmayıp bir şekilde devam edeceğini, dünyada yaptıklarının sonucunu bu yeni yaşam boyutunda göreceğini düşünerek, geleceğe dönük olarak yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyması levm etmesi olarak nitelendirilir.

Görüldüğü üzere her iki mertebedeki nefs yani bilinç hâli de bedene dönük ve bedenle alakalıdır. Yani arz ile!.... Bilinç henüz semâsının farkında değildir!.

Dünyası arzdır!... Bedendir! Sevinci üzüntüsü kavgası hep arzı yani bedeni ile alâkalıdır!

Bilinci, kendisinin beden olmadığını, evrensel tekilliğin bir yansıtıcısı veya evrensel tekilliğin özelliğini kapasitesince açığa çıkartıcısı olduğunu fark ederse; bu farkediş ilham yollu olacağı için tanımlama bâbında “mülhime nefs” denir, “ilham alan” anlamına.

Bu anlayış mertebesinde bilinç artık kendini beden kabullenmekten arınmaya başlar. Kâh bedenmiş gibi hisseder kendini bilinç, kâh da ondan ayrı bir şeymiş gibi... Ama bedenden ayrı olan bu hâlinin yapısının ne olduğu da henüz belirginleşmemiştir... Ayrıca bu, bilgi yollu yaşanır bir olay da değildir.

Bilincin bu anlayış evresi yaşamın en zorlu devresidir. Bilinç sayısız çelişkiler içine düşer!. Kâh kendini kul görür kâh kendini Hak görür; bu hissedişlerinin bunların değişik sonuçlarını yaşar!.

Burayı aşmak ancak ender kişilere mahsustur!.

Bu düzeyde kendini Hak olarak gören kişi, zaman zaman velâyete bile tenezzül etmez(!)!. Tüm değerleri boşlayıp, tam bir bedenselliği yaşama düzeyine bile inebilir.

“OKU”mak bu bilinç düzeyinde başlar tahkik ehli için!. Sünnetullah denilen SİSTEMİ OKUMAK başlayınca da bu bilinçte, Rasûlün neyi niye getirdiğini hakkel yakîn yaşamaya başlar...

Burada Hanif olur!... Burada “Allah adıyla işaret edilene” iman eder...

Burada “keşfi zulmanî”den arınıp, “keşfi nuranî” sahibi olur!.

Burada kıyâmete kadar geçerli olan Kur’ân’ın sırlarını fark etmeye başlar... Ârif derler bu hâli yaşayana... Ama henüz velâyet oluşmamıştır!.

Halkın yani taklit ehlinin veli sandığı hatta gavslık, kutupluk payesi yakıştırdığı kişilerin neredeyse tamamına yakını hep bu alandaki bilinçlerdir. Onlar da bazen kendilerini bu mertebelerin ehli sanırlar içinde bulundukları idrak dolayısıyla... Halbuki velayet pınarından akan suların birikintisinden başka bir şey değillerdir henüz!

Velâyet ile aralarında okyanuslar vardır!..

                                                                                     ahmet hulusi
İlm, üstündür irfandan; çünkü ilm sıfattandır, tenezzülen gelir… İrfan ise, kuldan zuhûr edendir urûca yarar!.

O yüzden de, sıfatları arasında “irfan” sıfatı yoktur O’nun; “Alîm” isminin işaret ettiği “ilim” sıfatı vardır.





ÇOKLUK GÖRÜNTÜSÜNÜN ARDINDAKİ TEK’İN İRFANI

“MÜLHİME NEFS” MERTEBESİNDE BAŞLAR


Madde dünyasında, fiiller boyutunda, yapılması gereken çalışmaları yaptıktan sonra bir kişi, kendisinde meydana gelen uyanıklık ile konunun derinliklerini araştırma gereğini duyar.

Varlığın aslını, özünü, hakikatı, kendisinin ve gördüklerinin neden, nasıl ve hangi gaye ile meydana geldiğini araştırarak yukarıda bahsedildiği üzere tarîkat çalışmalarına başlar. Ve böylece “Melekût âlemi”nin inceliklerine sırlarına nüfuz eder.

Melekût âlemi’ne nüfuz eden kişi burada müşahede etmeye başlar ki, pek çok varlıktan oluşan bu âlemde fâili hakiki TEK'tir! Her bir varlık, gerçekte O TEK varlığın isteğine uygun bir şekilde, O'nun irade ve kudretiyle kâim ve görev yapmaktadır. Gerçekte o varlıkların asla bağımsız birer vücutları yoktur!

İşte bu seyre tarîkat seyri denilir ve nihâyeti Ceberût âlemi’ne varır. Müşahedesinde çokluk kavramı kaybolur, çokluk görüntüsünün ardındaki TEK'in irfanı başlar! Kişi bu durumda Nefs mertebeleri diye anlatılan sıralamada 3. basamakta yer alan "Mülhime nefs" seviyesindedir!

Ancak burada çok önemli bir nokta var ki, eğer burayı anlamadan geçersek, daha ilerideki merhalelerde çok büyük yanılmalar oluşur.

"Mülhime Bahsi" ve "Bilincin arınışı" isimli söyleşi kasetlerimiz de ve "TEK'İN SEYRİ" ismli kitabımızda çok geniş bir şekilde izah ettiğimiz gibi, bu geçiş basamağı son derece önemli bir yükseliş bölümüdür.

Eğer "Mülhime nefs" mertebesi iyi tanınmazsa, kişi yanlış değerlendirmesi yüzünden "küfr"e veya "gizli şirke" çok rahatlıkla düşebilir!

Kişi kendisini görürken, vehmî benliği ortadan kalkmamışken, Hakk'ın dışında varlıklar görme hâli devam ederken ben Hakk'ım" demesi "küfr"ü yani hakikati inkârı, gerçeği örtme hâlini meydana getirdiği gibi; Tek'lik yanısıra, çokluk isbatı dolayısıyla gizli şirke düşme hâlini dahi yaşayabilir.

"Mülhime", ilham alan anlamınadır. Yani bu düzeye gelen kişi kendisinin üstünde olan çeşitli mertebelerden gelen ilhamları almağa başlar; arınması, nefsini tezkiye etmesi nispetinde. Bu sebeple de ilhamın geldiği mertebenin özelliğine göre hâller yaşamaya başlar!

                                                 ahmet hulusi

prensesistar

ahmet hulusııı


bılıncın arınısı ve evrensel sırlar kıtaplarını okumustummm


ıı hos yazıyo ama ben bazennnn onu marksıst buluyorum yanılıyormuyummmm

adnan

tasavvuf düşüncenin marksist düşünce ile benzerlik noktası çok..
birey ilişkilerinde ve birey haklarında bu çok daha net gözükür...

prensesistar

teyıt meselesı olemııı cok tesekkurler

dunyanın en zıt ıkı kawramı nasılda kesısıyor demı bu evrende


asımptotlukkkkk yok hersey bıseyle mutlak kesısıyorrr

RenaultFerrari

@philosafftrick ve @adnan kardeşim
Ahmet hulusi yapmacıktır yap-ma-cık bir şey yok orta yerde dedikoducu  ;)

adnan

Alıntı yapılan: philosafftrick - 27.04.06/17:58
ahmet hulusııı


bılıncın arınısı ve evrensel sırlar kıtaplarını okumustummm


ıı hos yazıyo ama ben bazennnn onu marksıst buluyorum yanılıyormuyummmm


ben onun marksist yanını görmedim teyit derken marksist oldugunu değil islamın birey haklarında marksist düşünce ile benzerligini kastettim..