18.07.19/06:50

Tasavvuf

Başlatan adnan, 27.04.06/12:43

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

UGraSHAMAN

Tefekkür



Resulullah efendimiz (sav) şöyle buyurdular: "Tefekkürden büyük ibadet yoktur. Çünkü tefekkür kalbe mahsustur. Ve Hakk'a tahsis edilmiştir." Çünkü kalb en şerefli âzadır. En şerefli âzâya mahsus olan mefhum elbette ki şerefli olacaktır. Onun için bir saat tefekkür etmek, bir sene ibadet etmekten efdaldir. Yine Resulullah efendimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: "Bir saatlik tefekkür, bir senelik ibadetten daha hayırlıdır." Ancak tefekkürün yapılacağı yerlerin de iyi tayin ve tespit edilmesi şartıyla... Tefekkür ya hayırlı işlerde, ya Allah'a ait sanatın mucizevî muvâzenesini müşahede etmede yada Allah'ın sıfatlarının tezahürü olan nimetlerinde yapılmalıdır. Yalnız Allah'ın Zat-ı Nahiyesine ait meselelerde fazla tefekküre dalmak nehyedilmiştir. Abbas(r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah[savl tefekkür etmekte olan bir kavmi gördü ve onlara hangi hususta tefekkür ettiklerini sordu. Onlar da cevaben; 'Allah'ın zâtını ya Resulallah' dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz(sav) şöyle buyurdular: "Allah'ın zâtını düşünmeyiniz. Bilakis O'nun ulûhiyyetini tefekkür eyleyiniz." Zira Allah'ın zâtını tasavvur etmek insan zihninin güç yetireceği birşey değildir. Şayet böyle bir tefekküre girerse, kafasında şekillendirdiği saçma sapan ve bâtıla ait hayal unsurlarını Allah'a teşmil eder ki bu son derece tehlikeli bir durumdur.

Nimetler hakkında düşünmek yolun şartıdır.

Fakat Hakk'ın zâtı hakkında düşünmek günaha sebep olur.

Hakk'ın zâtını düşünmek bâtıl olur.

Hâsılı tahsil etmeyi imkânsız bil

Evham ve hayale ait bir kısım tasavvurlar onun celâlini asla müşahede edemez. İnsan hayalinin Allah u Teâlâ hakkındaki tasavvurunun en son varacağı nokta hayret noktasıdır. Zira "Allah'ın ilmini hiçbir şey ihâtâ edemez." Bu hükme binaen hiç bir kimsenin bilgisi Allah'ı mutlak hüviyetiyle bilmeye yetmez. Hiç bir akıl onun gaybî hüviyetini idrak edemez. Sâlike lâzım olan ise; görmüş olduğu eşyadaki ahenk ve muvazeneye binâen Allah'ı sanatında araması ve on da tefekkür etmesidir. Çûnki Allah'ı yarattığı sanatında düşünmek insana sürür verdiği gibi bilgisizliğini izâle eder. ibn-i Ata şöyle demiştir:

"Fikir (tefekkür) sadrın nurudur. Ve sürürün kaynağıdır. Tefekkürsüz kalan kalb kararmaya mahkumdur. Ve cehaletle beraber kesif bir gurura kapılır."

Tefekkür seni bu evden yukarı çeker.

Seni sırlar sarayına doğru çeker.

Bu misilli fikir etfâl-i şeriatin fikridir. Ama eshâb-ı hakikatin fikri ise; Allah'ın sıfatlarına ait sırların tecelliyatını tefekkür etmektir. Masnûa (yaratılmış güzelliklere) baksalar, onda Sanii görürler. Müessirden eseri istidlal kılarlar. Ve onun nuruyla bu eşyayı bulurlar. Bu derinlikteki tefekküre eshâb-ı şeriat vâkıf değildir.

Yılda emekleyen çocukta erlerin düşüncesi nerde?

Nerde onun hayali, nerde dosdoğru hakikat?

Çocukların düşünceleri ya dadıdır ya süt.

Ya kuru üzümdür, cevizdir, yahut bağırıp ağlama.

Abdurrahman Selemi'ye şu soruyu sordular: "Zikir mi daha evlâdır, fikir mi? Çünkü zikir, Allah'ın sıfatını zikretmektir. Allah (c.c.) 'Siz beni zikrediniz ki ben de sizi anayım' buyuruyor. Fikir ise kulun sıfatıdır. Nitekim Allah u Teala âyet-i kerimesinde şöyle buyurmuştur: 'Göklerin ve yerin yaratılışını düşünür ler ve şöyle derler; Rabbimiz sen bunu boş yere yaratmadın. Seni teşbih ve tenzih ederiz. Bizi cehennem ateşinden koru'." (Âl-i Imran 191)

Bu âyet-i kerimenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, zikir, fikirden (tefekkürden) evlâdır.

Ben bu kadarını söyledim; ötesini sen düşün.

Fikrin donmuşsa, düşünemiyorsan, yürü zikret.

Zikir fikri titretir, harekete getirir.

Zikri bu donmuş fikre güneş yap.



İsmail Ankaravî Dede

UGraSHAMAN

Kalbe Açılan 'Cümle Kapısı'


"İstenilenin şerefi,isteyenin şeref ve
izzetine göredir. Bütün İlâhî isimler insanî
hakikati isterler." 1

'Yaptığınızın doğru olduğuna inanıyorsanız adını söylemelisiniz' Seyr ü sefer isimleri öğrenmekle başlar. Dilin içindesinizdir; korunup sığınacağınız yegane barınaktır Dil. İçiniz sıcak bir nefes olur akar dışınıza, dışınız serinletici bir soluk olur akar içinize. Siz siz olursunuz; şeylerin uğultusu, gürültüsü kapayamaz yüzünüzü, 'yüzünüze yerleşirsiniz'. İsimlerin en seçkin parçası insandır çünkü.

"Lisan müfettiştir, ehli vukuftur...
Kâinatın anahtarı insanın elindedir."

Adınızı bilmiyorsanız eğer, Dil açmamışsa size kendini 'bir kayıp olur renginizde', gölgesine sığındığınız kitap açıkta bırakır sizi. Fireni boşalmış bir araba olup çıkar dünya altınızda.' Bayrağa sarılı bir tabut getirilir' yâre: Çocuk katledilmiştir.' Çocuğun sesi eskiyiverir kulağınızda'. 'Dünyada hiçbir şey ölmeye değmez' artık. Sıla özlemi yakar kavurur bağrınızı. 'Sert bakışlar çarpar' size. Cümle kapısını ihata avlusu dışarda bırakmıştır. Birden şehrin rengi 'kahfrengi'ye çalar. 'Küreselleşen ağzınızın soruları' yutağınıza düğümlenir. 'Söz-ünüz kör ol'muştur, 'aklınız öfkerir'. 'Konuşunca musıki, yazınca hat gibi çizemezsiniz ruhunuzun açık uçlarını.' Yürüdükçe uzayan bir yola girmişsinizdir' böylece.

"İp üstündeki canbaz hayatı, hem
muhteşem sanatı, mevazinle bağlıdır.
Bir kere bozulsa seyreyle gümbürtüyü."
"Bazı insanlar zerrede boğulurlar.
Bazısında da dünya boğulur."

Sinsice koynunuza sokularak taammüden cinayetlere azmettirir dünya. Önce bağrınızda büyüyen 'Kökleri yerde, dalları gökte' o güzelim ağacı devirirsiniz. Sonra yüzünüzdeki 'çocukluk imgesini' ve 'kalbinize sığmayan, kalbinizin sığmadığı genişliği' sığdırıverirsiniz daracık şehre, daracık aklınıza, daracık ilgilerinize, vehimlerinize.

"Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan sofestâi,
hevâ bektâşîdir... Ziya-yı kalbsiz olmaz
nûr-i fikir münevver."

'Gözünü geçmişten ayırmayanlarla, olmayan bir geleceğe dikenler -bir- gölge oyununda karşılaşırlar'. 'Geriye dönünce ileri sanırlar. Birbirlerinin kopyası olduklarını anlayınca utanırlar. 'Odanızda yalana armağan yumuşak bir dil' genşer. Sizi kalbinize hergün biraz daha düşman kılan, sizi kendinize/özünüze karşı suça azmettiren şehrin, karanlık/zalim kokularıyla, alayiş ve debdebesiyle birlikte büyür, büyüdükçe çocukluğun büyüklüğünü yitirirsiniz'. 'Gerçeği her konuşmanızda damla damla tüketirsiniz.' 'Herşeyi kazanır,kendinizi kaybedersiniz.' 'Dünyanın şefkatini kabartır bu.' 'Hüzünle ağlayan bir çocuğa benzer dünya.'

"Şekillerinde hikmetli tehalüf olan
çirkinlik ve intizamsızlıklar, dünya
bahçesinin güzelliğine, intizamına bir
zînet, bir süs olmak üzere Sâni-i Hakîm
tarafından kasden yapılmış olduğunu, pek
yüksek, geniş, şâirâne bir hayal ile
dünyanın o bahçe manzarasını nazar
altına alabilen adam, görebilir."

'Uğrunda geceyi gündüzle takas ettiğiniz bağımlılıklar' geliştirirsiniz. Özünüz acımaktadır, içlenir içiniz, mecruh kalbiniz çeperlerine sığmaz, pır pırr edip kanatlanmak ister "gümrah ırmaklara"; "kafesten kuş uçmuş gibi". 'Sınırlarınızı yoketmek ihtiyacıyla çalmadık kapı bırakmazsınız.' "Üstelik bugün bakım günü, kendimize bakacağız." Ayağınıza takılan çer çöpü temizlemelisiniz önce. Üstünüzü, başınızı temizlemelisiniz; ki güneşin ışıkları yalansız aydınlatabilsin yüzünüzü. Kalbinizle nesneler arasındaki perdeleri kaldırmalısınız. Olacak olur, 'çocuğun elleri sımsıkı kavrar dünyayı; gözü sözcüklerde.' 'Sözcüklerden -bir- sığınak yapar' sığınırsınız sözcükevine. Vurulduğunuz her kelime yüreğinizde bir yeri kanatır. 'Sözcüklerin kalelerine sığınarak şiirle hakikat arasında tuhaf bir temyizle dağılmış ve uyuşamadığınız noktada birliğe işaret ederek konuşur'sunuz.

"Afâkî mâlûmat, evham ve
vesveselerden hâlî olamıyor. Amma,
bizzat vicdânî bir şuura mahal olan enfüsî
ve dahilî mâlûmat ise, evham ve
ihtimallerden temizdir.

'Ey insanoğlu yaklaş sıran geldi! Yaklaş ve hangi dille konuşacağını söyle!' Hazırlık başlamıştır. Bakışlar elest bezmine, çocukluğa çevrilir. Şenlik vardır, çengi tutulur. 'yeryüzünü örten maddemizdeki dipsiz karanlığı' çelimsiz tırnaklarınızla yırtar, 'yasaklanmış nesnelere uzatırsınız dili'nizi. Gök parçalanır, bir 'çocuk çıplaklığı' açar yeryüzünde.

"İslamiyet; insaniyet-i kübradır...
Fıtrat ve vicdan akla bir penceredir...
Fıtrat yalan söylemez."

Sizi 'beslemek için can atan çocukluk imgesi' yetişir imdadınıza. Sizi çevreleyen surlar parçalanır bir bir. Söz'ü ve Öz'ü çevreleyen surlar... Fıtrat, bütün ihtişamıyla ve Kelam'ın aydınlatıcılığında -çocuğa sarmalayıcı ve yumuşak bir duyguyla gökteki yıldızları gösteren bir anne gibi- olanların neşesiyle koşuşup duran melekleri gösteriyor size: Şehrâyin. Korkuyorsunuz ve korkunuz özgürleştiriyor sizi. Hiç'liğin tecrübesine ortak oluyorsunuz. "Hiçliğin babası";
'Beni ancak yüreğinizi dağa kaldırarak anlayabilirsiniz' diyor.
'Gülle başla gülle bitir' diyor.
Dönüyor, "Koş!" diyor;
'Kuş hafifliği ve gül taşı'yorsunuz. Şiir içre hayatın özüne sokuluyorsunuz. 'Kuzum hangi zamanlardan bakıyorsunuz?' 'Acıyı unutan çocuklar gibisiniz. Sözcükleriniz daha önce yaşanmamış bir heyecandan geliyor.'

"Baştan ayağa ilâhî ışığa boğulmak ister misin?
Öyleyse başsız ayaksız ol!" 2
'Başımız ayağımız olmayınca perdesiz görürüz.' "Daha diyeceklerimiz vardır ama aklın sürçeceğinden korkarız." 3
Hadi, 'battığınız yere
Evlerinize dönün.'
Bakın 'kapıdan dünya geçiyor'.

----------------------------------------

* Dil'e açtığı yeni menfezlerle, has söyleyiş ve duruşuyla, bitmeyen koşusuyla 'kalbinin, sadece kalbinin tanıklığını kabul eden' Yalsızuçanlar'ın yazdıklarını cümlenin her iki anlamıyla da böyle ifade etmenin isabetli olacağını düşünüyoruz. Yazarın öykü kitaplarından birine seçtiği isim 'cümle kapısı'nın açıldığı kalbinin 'Varlığın Evi' olduğunu gösteriyor zannımızca.

1. İsmail Ankaravî, Nakş-el Füsus Şerhi, Ribat Yay. İst. 1981
2. Hafız, Dîvân.
3. Mevlanâ, Dîvân-ı Kebîr.

Not: Metinde paragraf başlarında çift tırnakla verilen yerler Said Nursî'nin Mesnevî-i Nuriye adlı eserinden, metin içinde tek tırnakla verilen yerler ise Yalsızuçanlar'ın Güzerân, Kuş Uykusu ve Düş Kırığı adlı kitaplarından alınmıştır.

UGraSHAMAN

i'tisâm



Allah u Teâlâ bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın." (Âl-i İmran, 103) Allah'ın ipinden murâd "bir tarîk üzere ahdetmek" mânâsıdır. Bu mânâ istiârî bir üslûpla işaret edilmiştir. İ'tisam; tutunma, yapışma ve sarılma mânâlarına gelir. Kur'ân'ın işaret ettiği mânâ ise sıkı sıkıya bağlanmadır. Böylece sâlik'e düşen; Kur'ân'ın yolundan asla ayrılmaması ve Hakk'ın daimi kulu olmasıdır. Tâ ki âlem-i mânâyı bulana kadar.

Nitekim Hz. Mevlânâ bu mevzua münâsip şöyle buyuruyor:

Ey Yûsuf canlı! Niçin beden kuyusunda kalıyorsun?

Bu Kur'ân ipine tutun ve subhânî arşa yüksel.

İ'tisâmın üç derecesi vardır: Birinci derecesi, avamın i'tisâmıdır. Onların i'tisâmı zahirî haberleri tasdik edip va'd ve vâidi ikrar etmektir. Ve gücü yettiği müddetçe Hakk'ın emir ve nehiylerini yerine getirmektir. Bununla birlikte Allah'ın merhametine yönelip onun tecellisi yönünde gayret sarfetmektir.

Şiir

Halkın i'tisâmı senin mağfiretin içindir.

Vasfedenler aciz kaldı sıfatını.

Tevbeler olsun bize ki; biz beşeriz.

"Mâ arefnâke Hakk'a ma'rifetik."

İ'tisâmm ikinci derecesi havasın i'tisâmıdır. Havasın i'tisâmı gizli haberler üzeredir. Yani zahir ve bâtını terkedip "urvetü'l- vüskâ" ya muhabbet duymaktır. Diğer bir ifadeyle, urvetü'l vüskâya istimsâk etmektir. Allah'ın ipi, "muhabbetullahdır". Buna erişen elbette Allah'a ulaşmış olur.

İ'tisâmm üçüncü derecesi "ehass-ı havas"dır. Bu gruba tâbi olanlar mâsivadan el çekip, "Allah'ın ipine sarılınız zira o sizin mevlanızdır" emrince, mevlâları olan Allah'a sarılmışlardır. Nitekim âyet-i kerimede, "Kim ki, Allah'ın dinine sımsıkı sarılırsa şüphesiz ki o, doğru yola iletilmiştir." (Âl-i imran 101) buyurulmaktadır.

Allah'a i'tisâm etmek demek, bizzat vasıtasız olarak Allah'ı müşahede kılıp ona temessük (sarılmak) etmektir. Kur'an-ı Kerim'de dahi, hitap iki kısım üzere olmuştur. Birincisi avam ve havasa hitaptır ki, "Hep birlikte Allah'ın ipine sarılırız" buyurulur. İkincisi ise Ehass-ı Havasa hitaptır ki; vasıtasız olarak "Allah'a (dinine) sarılınız" buyuruldu. Zira avam olanlar Cenâb-ı Allah'a vasıtasız olarak i'tisâm edemezler. Onlara lâyık olan vasıta ile Allah'a sarılmaktır. Ancak kamil olanlar için bu vasıta ref edilmiştir (kaldırılmıştır). Ve böylece sebeplerin halkedicisi olan yaratıcıyı müşahede etmişlerdir. En aziz olan hitab ise, yine onlaradır. Onun için Seyyid et-Taife hazretleri bu mevzua münâsip olarak "Allah'a vasıtasız olarak i'tisâm ediniz" buyurmuştur.

İsmail Ankaravî Dede

UGraSHAMAN

Halktan ve sair şeylerden Hakk'a firar etmek



Allah u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Ey Muhammed! Sen onlara şöyle söyle; "Allah'a koşun! Şüphesiz ben, Allah tarafından sizlere gönderilen apaçık bir uyarıcıyım." (Zariyat, 50)

Şeyhu'l-İslâm 'menâzil-ü Şâirin' de şöyle buyuruyor: "Firar, vücudu olmayandan (halktan) vücûdu bakî olana (Hakk'a) kaçmaktır." Bir kul safayı kalp ile Allah'a firar etmez ise ve buna mukabil Hak Teala onu kendi katına cezbetmek isterse, bunun alâmetleri halkın o kimseye buğz ve düşmanlık göstermeleri şeklinde tezahür eder. Böylece o kimsenin kalbi halktan soğur ve Hakk'a yönelir. Ibn-i Ata hazretleri şöyle buyurmuştur. "Allah u Teala birini rahatsız etmek isterse, onun başına zor şeyler musallat eder ki, tâ sükûnete ersinler." Zira, halkla yetinmek ve onların arasında tatmin bulmak Hakk'tan yüz çevirmeye vesiledir. Halkın sâlike karşı buğzetmeleri de, onu sevmeleri de aynıdır. Bu meyanda Hz. Mevlânâ sâlikleri irşad maksadıyla şu beyitleri buyurdular:

Hakikatte dostlar senin düşmanlarındır.

Çünkü Allah'tan seni uzaklaştırır ve meşgul ederler.

Eğer âlemde halkın sana şu cefasını bilsen,

bu sence gizli bir altın hazinesi sayılır.

Halkı sana karşı kötü huylu eder de sonunda çaresiz kalır;

hepsinden yüz çevirirsin.

Senden yüz çevirdiği için feryad etme.

Kendini ahmak ve bilgisiz bir hale düşürme.

Allah'a şükret; yoksullara ekmek ver ki onun çuvalında

eskimedin, yıpranmadın.

Ebu'l-Hasan Şâzelî ve Abdü's-Selâm'ın çoğunlukla ettikleri dua şu imiş:

"Ey Allahım! Halkın bana olan nefretini arttır. Ve onların kalplerini benden eğrilt. Tâki yöneleceğim tek yol ve tek merci sen olasın."

Hz. Şeyh Fütuhât'ında şöyle buyurdular:

"Allah u Teala'nın Kur'an'ında anlattığı üzere Hz. Mûsa[as] Firavun ve ona tâbi olanlara şöyle dedi: "Ben o suçu işlerken cahillerden biriydim. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Nihayet Rabbim bana hikmet lütfetti ve beni peygamberlerden kıldı. Israiloğullarını köleleştirmesi karşısında, o başıma kaktığın bir nimetmidir?" (Şuara, 20-21-22)

Şeyh hazretleri buyururlar ki:

"Allah u Teâlâ Mûsa [as]'nın firarına, risâlet, hüküm ve hilâfeti verdi. Halkın şerrinden âşıklara ise; zevk-i hilâfeti, zevk-i vuslatı verir." Avamın firarı ise, eşyadan hidayete kaçıştır. Ve onların duası; "Allahım yaratmış olduğun şeylerin şerrinden sana sığınırım." duasıdır. Havasın firarı ise sıfattan sıfatadır. Onların duası ise; "Allahım öfkenden rahmetine sığınırım. Allahın gazabından rızana sığınırım" duasıdır. Ancak Ehass-ı Havassın duası, Hüdâdan yine Hüdâyadır. "Allahım senden sana sığınırım" derler.

Şeyhü'l-lslâm Menâzil-ü es-sâirîn de şöyle diyor:

"Firar üç derece üzeredir. Birincisi, avamın cehaletten ilme ve eshab-ı yakine kaçmasıdır. Ve bunlara göre firar, amel etmek ve itikâdî doğrultuda kararlılıkla ibâdetleri devam ettirmektir. İnsanın tabiatında bulunan tembelliği yenip sa'ye sarılmasıdır. Havasın firarı ise; sır olan haberlerden şühûd alemine geçmek ve görünüşten muhtevaya (usule) geçmek ve kalabalıktan - tecrid olarak yalnız kaçmaktır. Yani şeriatin görünüşte va'z ettiği ahkâm ve usûlden, tarikatın bâtınî sırlarına dalmak ve orada Allah'ı müşahedeye ermektir. Buradaki tarîkin usûlü Allah'ın sıfatları ve onun tecellileridir. Ehass-ı Havas'ın firarına gelince, bunların firarı, mâsivâdan Hakk'a firar etmektir. Bu nevi firar, insanın kendi vücudundan halâs olup Hakk'a erişmesidir. Ve Hakk'ta vücud bulmasıdır. Ondan sonra ise Hakk'a firar etmekten firar ederler. Böylece insaniyetten tecrid olup Hak'ta fena bulurlar.

İsmail Ankaravî Dede


nobodies

Yeri gogu ins u cinni yarattin
Sen ey mimar basi eyvanci misin
Ayi burcu gunu carhi var ettin
Ey mekan sahibi rahsanci misin

Denizleri yarattin sen kapaksiz
Sulari yuruttun elsiz ayaksiz
Yerleri temelsiz gogu direksiz
Durdurursun acep iskanci misin

Kullanirsin kanatsizca ruzgari
Kurekle mi yaptin sen bu daglari
Ne yapip da oldurursun saglari
Can verub can alirsin sen canci misin

Sekiz cennet yaptin sen Adem icun
Adin buyuk bagisla anin sucun
Adem'i cikardin cenneten nicun
Bugday nene lazim harmanci misin

Bir iken bin ettin kendi adini
Gormedim senin gibi is ustadini
Yasardirsin kurudursun odunu
Sen bahcevan misin ormanci misin

Cibril'e perde altindan soylerdin
Inub Beytullah'a kendin dinlerdin
Bu atesi cehennemi neylerdin
Hamamin mi vardir kulhanci misin

Hafaya cekilub safaya durdun
Akli ermezlerin aklini urdun
Kildan ince kopru yaptin da kurdun
Akar suyun mu var bostanci misin

Bu kislara bedel bu yazi yaptin
Evvel bahara karsi guzu yaptin
Mizani iki goz terazi yaptin
Bakkal misin yoksa dukkanci misin

Kazanlarda katranlarin kaynarmis
Yer altinda baliklarin oynarmis
On bu dunya kadar ejderhan varmis
Serbet mi satarsin yilanci misin

Esirci misin koydun cehenneme Arab
Hoca misin okur yazarsin kitab
Aslin katib midir gorursun hisab
Ihtisabin mi var yoksa hanci misin

Yuzbin tamun olsa korkmam birinden
Rahman ismi nazil degil mi senden
Gaffar-uz-zunubum demedin mi sen
Affet gunahimi yalanci misin

Sanina duser mi noksan gorursun
Her gonulde oturursun yurursun
Bunca cani alip gene verirsin
Goturup getiren kervanci misin

Bilirsin ben kulum sen sultanimsin
Kalbde zikrim dilde tercemanimsin
Sen benim canimda can mihmanimsin
Gonlumun yarisin yabanci misin

Beni delil eyler kendin soylersin
Icinden Azmi'yi pazar eylersin
Yucelerden yuce seyran eylersin
Isin seyran kendin seyranci misin
 
                          AZMi

dikkat yükleme yapýyorum

Alıntı yapılan: UGraSHAMAN - 23.08.08/12:20
Tâki yöneleceğim tek yol ve tek merci sen olasın."



amin.