24.05.19/23:31

Kuran'da Başörtüsü

Başlatan denge, 30.04.06/08:32

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

denge

Kuran’da örtünme ile ilgili minumum ölçü şöyle geçer; “Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik” (Araf Suresi)
Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da 3 ayet vardır; Nur suresi 33
“Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz”
Ben klasik yorumların dışında kalan görüşleri paylaşmak istiyorum sizlerle…
Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup “örtü” manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Bu kelime ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.
Ayrıca ayette kapatılacak yerin yaka açığı(dekolte) olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi bu ayetten başka  Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer) Bir de bazı tercümeciler ayette geçen “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmişlerdir, böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi.
Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir, ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur?
Ayrıca ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz. Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.
Takılarla ilgili (ziynet) başka bir ayette geçen bir ifade vardır. Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir.

Ahzab suresinin 59. 
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur.
Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab” Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat hiçbir şekilde cilbab; belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi manasına gelmez. Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu savunurlar bu ayetle. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki 33Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz.

Ayetten, üzere alınan elbiseyle kadının bilineceğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız. Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. Yani kısaca; 33Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu tacizden kurtulurlar.
Tabi şunu da unutmamak lazım;toplumda kadın nasıl giyinirse giyinsin taciz edecek adamlar da olabilir. Ayet namuslu bilinmemeden dolayı oluşan tacizi önlüyor ve bunu önlerken “daha uygundur” tarzında yumuşak ifadeler kullanıyor. Yoksa bazı erkeklerin beğendiği bir kadını terbiyesizce taciz etmesi bu ayetin konusu değildir. Ayetin esnek ve şartlara göre ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini) öyle giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve böylece tacizden korunup, daha uygun bir hareket tarzında bulunacaktır.
Kıyafet nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin amacına uygun olmalıdır. Eğer ki amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre indirirdi. Kapanmayı temel olarak bu iki ayet tarif etmektedir.
Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların giyimine değinen son ayetse 24Nur suresi 60. ayettir:
Nikah arzuları kalmamış, adetten kesilen kadınların süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Sakınmak için iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah İşitendir, Bilendir.
Bu ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat edebileceğini anlıyoruz



deniz

ilginç bir yazıı ???

geleneksel anlmadaki örtünmenin kuranda tam olarak günümüzdeki anlamıyla kullanılmadığı anlaşılıyor. yani başörütüsü gibi açık bir ifade yerine sadece göğüslerinizinüstünü örten anlmaıonda bir kelime kullnılmış..

peki gelenek neden böyle bir şey üstünde istisnasız ittifak etmiş olabilr ?

...σzαη...

Ahmed Hulusi´nin Web sayfasindan :

BAŞÖRTÜSÜ (TÜRBAN)

MÜSLÜMANLIK = TÜRBAN MIDIR?!


Müslümanlık, eşittir türban mıdır?

Bugün ülkede, insanların hiç bir konusu kalmamış gibi, “müslümanlık” denilince ortaya hep aynı konu atılıyor... Başörtüsü!.

Kimi, başını örtmeyen hanımı müslüman saymıyor!. Kimi yobazlar da başörtülü olanı insandan saymayıp, insanlık haklarını elinden almaya kalkışıyorlar!.

Kimilerine göre baş örtmemek sanki en büyük insanlık suçu; kimilerine göre de başını örtmüş olmak!.

23 yılda tamamlanmış olan Kur`ân tebliğinin, 17.yılında müslüman kadınlara yapılan bir teklif, baş örtmek!.

Kurân‘da, müslüman kadınların baş örtmelerinin yararlı olacağı konusunda birkaç âyet var.

Dinî bir gereklilik baş örtmek, müslüman hanımlar için!. Bu teklifi yerine getirebilmek, o kişi için elbette ki çok kazançlı bir davranış. Ayrıca, Dinî inancı dolayısıyla başını örten bir hanıma, medenî bir insan isek, saygı duymamız gerekir!. İnancı gereği, oldukça sıkıntı veren bu duruma katlanan bir hanım kardeşimize saygı duymamak mümkün değildir.

Ancak inancı dolayısıyla bu kıyafeti giyen insanları kınayan, onlara hor bakan, insanlık ve yaşama haklarını elinden alan çağdaş yobazlar da var aramızda ne yazık ki!.

Bu inanan kişilerin üniversitelerde okuma haklarına karşı çıkan, hemşirelik, doktorluk, avukatlık, öğretmenlik gibi serbest meslek erbabı olarak görev yapmalarına olanak tanımayan insanlık ve medeniyet özürlüsü insanlar da aramızda bir hayli fazla!. Bu davranışlar, onların haklarını koruma amacıyla siyasilere, dinsel inancı savunma hakkı sağlıyor; ve böylece de Din ile siyasetin birleşmesine yol açılıyor.

Başörtüsüne karşı çıkmak, insan haklarına ve medeniliğe karşı çıkmaktır! İnsanların inançları doğrultusunda kimseye zarar vermeden yaşama hakkına karşı çıkmaktır!. Ki bu da ancak, aklı kıt mâzurlar için mümkün olan bir davranış türüdür!.





BAŞÖRTÜLÜ GENÇLERİN OKUMA HAKKININ ELİNDEN ALINMASI,

EVRENSEL İNSAN HAKLARIYLA, ÖZGÜRLÜK VE

DEMOKRASİYLE ASLA BAĞDAŞMAZ!


Nasıl anlatabilirim, Rasûlü’n dahi, insanları, uygulamada zorlama yetkisi yokken; dinin gereklerini uygulamaya müslümanları mecbur etmenin dinde kesinlikle yeri olmadığını?

Nasıl anlatabilirim inancı dolayısıyla başörtüsü takan genç insanların okuma hakkının ellerinden alınmasının, evrensel insan haklarıyla, özgürlük ve demokrasi ile asla bağdaşamayacağını?





KADININ ZİYNET YERLERİNİ GÖSTERMEYECEK ŞEKİLDE

ÖRTÜNMESİ KURÂN’I KERİM HÜKÜMLERİNE GÖRE

FARZLARDAN BİRİDİR. ANCAK…


Baş örtmeyen inançlı hanımları müslüman saymayan, hattâ "kâfir" ilân eden bilgisizliğe gelince...

Kur`ân ve Hazreti Muhammed, insanlara tanrılara tapınmamaları ve ölümötesi yaşama kendilerini hazırlamaları amacıyla çeşitli teklifler sunmuşlardır. İnsanlar bu tekliflerden yapabildikleri kadarını yaparlar; sonucunu kendileri yaşarlar!.

Sahihi Buhari'deki Allah Rasûlü açıklamasına göre; aklı başında insanın "Lâ ilâhe illallah" düşüncesi, onun imanlı olduğunun ifadesidir. Ve ona kim "kâfir" yani "gerçeği örten" derse, diyen kişi kendisi "kâfir" olur!. Yani imanlı bir kadına yanlış veya yetersiz davranışı yüzünden "kâfir" diyenin kendisi "kâfir"dir!

Şâyet İslâm’ın tekliflerini sıralamak gerekirse; başta namaz, oruç, hac, zekât gibi çeşitli çalışmalar; insan öldürmemek, dedikodu yapmamak, ölü kardeşinin çiğ etini yemekle eşdeğer olan gıybet etmemek gibi konulara ilâve olarak yapılan bir teklif vardır; hanımların başlarını örtmesi!.

Bir müslüman hanım, elinden geliyorsa Kurân‘daki bu teklifi de yerine getirir.

Ama bu teklifi yerine getiremiyorsa da, onu müslüman saymamak, dinden çıkmış kabul etmek, hattâ ona "kâfir" demek, hiç bir aklıbaşında müslümanda görülmeyecek davranıştır. O kişi başını örtememesine rağmen gene de elinden geldiği kadar namazını edâ eder, orucunu tutar ve hattâ dönüşte başını örtemeyecek olsa da haccını yapar!. Kimsenin de onu, bu yaptıkları dolayısıyla suçlamaya hakkı yoktur. Başını örtmeyen kadınının müslüman olamayacağını söylemek safsatadan başka bir şey değildir!.

Dîn'de yapılması gereken şeyler bellidir, yapılmaması gereken şeyler bellidir.

Kadının ziynet yerlerini göstermeyecek şekilde örtünmesi de Kur'ân-ı Kerîm hükümlerine göre farzlardan biridir. Ancak bir kadın; "evet bu Allah'ın hükmüdür ancak ben bunu yerine getiremiyorum" derse, bu sözü ve inancı ile Allah diler affeder; diler cezalandırır ama asla bu kadın kâfir olmaz!.

Biz yeryüzüne, insanları yargılamak ve suçlamak için değil; "Hakikat"imiz olan Allah`ı tanımak; kulluğumuzun gereğini yaparak, ölümötesi yaşama kendimizi hazırlamak için geldik!.





BAŞINI ÖRTMEYEN HANIM NAMAZ KILABİLİR,

ORUÇ TUTABİLİR, HAC’CA GİDEBİLİR!


Günümüzde çok önemli bir konu, kadınların başını örtmesi olayıdır.

Namaz-oruç-hac-zekât gibi hükümlerin bir insan için son derece önemli olduğu ve bunları yerine getirmeyenlerin neleri kaybetmekte olduğu Hz.Rasûlullah tarafından açıklanmıştır.

Bu hükümler bu kadar önemliyken maalesef bazı kişiler Din olayını, Müslümanlık olayını sadece ve sadece kadınların başörtmesi üzerine kurarak; başını örtmeyen kadının âdeta İslâmiyette yeri olmayacağını, kâfir olacağını vurgulama noktasına kadar gitmektedirler.

Bize göre bu, çok yanlış bir değerlendirmedir!.

Kurân’da kadının başını örtmesi konusunda âyetler vardır. Yani bu, hanımlara yapılan bir tekliftir!

Fakat, bir hanım başını örtmediği takdirde ne olacağına dair ne bir Kurân âyeti vardır; ne de Hz.Rasûlullah’ın getirdiği bir açıklama vardır.

Dolayısıyla, İslâm Dini’ni kabul etmiş olan bir hanım, eğer başını örtmüyorsa, biz onun hakkında hiçbir yorumda ve değerlendirmede bulunmayız.

“Yaptığı hareket, onunla Allah arasında çözümlenecek bir olaydır. Allah nasıl dilerse onun hakkında öyle hüküm verir” deriz ve geçeriz .

Ama o hanımın “ben başımı örtemiyorum öyleyse namaz da kılmayayım” demesi kadar büyük bir yanlış da olamaz!.

Eğer başını örtemiyorsa, örtemeyebilir. Ama gene de namazını kılabilir, orucunu tutabilir, hacca gidebilir. Nasıl namaza durduğu zaman, başını örtüp namazını kılıyor, daha sonra da günlük kendi kıyafeti içinde çıkıp dolaşabiliyorsa, aynı şekilde o hanım Hacca da gider. Hac görevini de oranın şartları içinde îfa eder, döndükten sonra da gene kendi kıyafeti ile yaşamına devam eder.

Başını örtmemişse, bu, Allah’la onun arasında bir olaydır. Ama başını örtmemesi, Hacca gitmemesi konusunda kesinlikle bir engel teşkil etmez!.


torq

İslami cemaatlere yönelik baskıcı politikalarıyla bilinen Kuzey Afrika ülkesi Tunus, sokaklarda başörtüsü yasağını uygulamaya soktu.

Türkiye gibi devlet daireleri ve okullarda başörtüsü takmayı 1981'de yasaklamış olan Tunus'taki yeni uygulamayı Financial Times gazetesi, 'Türk tipi başörtüsü yasağı' yorumuyla duyurdu. Yeni uygulamaya göre, Tunus polisi sokakta başörtülü kadınları çevirip başlarını zorla açtırmakla kalmıyor, bir daha başörtüsü takmayacaklarına dair bir belge imzalatıyor. Özel bir hukuk firmasında çalışan Faize Rahim, gazeteye, "Pazarda durduruldum. Karakola götürüp bir daha başörtüsü takmayacağıma dair kâğıt imzalamamı istediler. Hakkımda 'Suçüstü yakalanmıştır' diye de bir rapor düzenlediler. İmzalamayı reddettim. Şanslıymışım ki polis memuru, beni bırakacak kadar aklı başında biriymiş" derken, başörtüsü takması sebebiyle oğlunun okuluna da girmesine izin verilmediğini ekledi.

Devlet Başkanı Zeynel Abidin Ali yönetiminin gerekçesi, İslamcıların 'siyasi sembole' dönüştürdüğü başörtüsünün, 'İslami duyarlılığı artırdığı ve aşırılıkçılığın gücüne güç kattığı' iddiası. Polis uygulamaya dayanak olarak eski Devlet Başkanı Habib Burgiba'nın 1981'de çıkardığı kamusal alanda örtünmeyi yasaklayan, buna direnenlerin işten ya da okuldan atılmasına yol açan 108 sayılı yasayı gösteriyor.
Cezayir'de 1990'larda genel seçimi kazanmalarına rağmen ordu darbesiyle devrilen İslamcıların etkisinin Tunus'ta da yayılacağından ürken Abidin Ali yönetimi, sistemin dışına ittiği ılımlı İslami muhalefetin yeniden dirilmesini engellemeyi hedefliyor. İslamcıları güçlendirecek her türlü fikir ve sembolün yaygınlaşmasına geçit vermeyeceklerini belirten Ali, "Dışardan davetsiz gelen bağnaz giysi ile tarihi kimliğimizin sembolü olan geleneksel Tunus giysisini birbirinden ayırmalıyız" diyor. Dışişleri Bakanı Abdülvahab Abdullah, yasaklı Nahda hareketinin başörtüsünü siyasi slogan olarak kullandığını söylüyor.
Hükümet yasağı o denli hararetle savunuyor ki, bununla 'kadın haklarını korudukları' iddiasında. Başörtülü öğrenciler üniversite kapılarından çevrilirken, iktidardaki Anayasal Demokratik Kongresi Genel Sekreteri Hedi Mhenni, "Başörtüsü gelişmemizi yavaşlatıyor. Bunu kabul edersek, gerileriz, toplumun istikrarı ve gelişmesi darbe alır, yarın da kadına eğitim ve oy kullanma hakkının yasaklanmasını onaylarız" görüşünü dile getiriyor.

Aydınlar ve insan hakları örgütleri ise hak ve özgürlüklerle anayasanın ihlal edildiği, gerilim ve nefret atmosferi yaratıldığını vurguluyor. İnsan hakları savunucusu Saud Hacı, "Kadınlar hangi giysiyi tercih edecekleri konusunda haklarından mahrum bırakılıyor. Bu anayasaya aykırı" diyor. Nahda'nın eski lideri Ziyad el Dolati de, "Hükümetin başörtüsü ile baş etme çabası temel insan haklarını çiğnediği gibi inancımız ve kimliğimizle çelişiyor" görüşünü dile getiriyor.
http://www.kanald.com.tr/haber/dunya/haberi.asp?Haber_no=2  06/10/2006

karahan

BAŞÖRTÜSÜ VE KAPANMA
--------------------------------------------------------------------------------

Peygamberimiz’in vefatından sonra din adına yapılan saptırma ve ilavelerde, kadınlarla ilgili konuların özel bir yeri olduğunu bir evvelki bölümde gördük. Kadınların kapanması ise kadınlarla ilgili uydurulanlar içinde özel bir yere sahiptir. Bu yüzden kitabımızda bu konuyu ayrı bir başlık altında inceliyoruz. İnsan memeli canlılar içinde tek çıplak doğan ve tek giyinendir.
7 Araf suresi 22. ayetten insanların giyinmesinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu öğreniyoruz. Kıyafet, zamana, toplumun geleneklerine, iklimin şartlarına, meslek gruplarına, makama, mevkiye, yaşa ve birçok faktöre göre hem toplumlar arası hem de toplum içi çeşitlilik göstermiştir. Bazı toplumlar, Hint-Avrupa ırkında olduğu gibi tarih boyunca kıyafetlerinde birçok kere değişiklikler yapmışlardır. Bazı toplumlar ise, Asya toplumlarında olduğu gibi tarih boyunca kıyafetlerinde çok daha az değişiklikler yapmışlardır. Toplum içi kıyafet farklılıklarınınsa en iyi örneklerinden birisi Osmanlı’dır. Osmanlı’da padişah üç sorguçlu sarık takarken, veziri azam iki sorguçlu, halk ise tek sorguçlu takabilirdi. İki veya üç sorguç halka yasaktı. Saraylının, esnafın, tekkecinin, ayrı din mensubu kadın ve erkeklerin başlıkları, kıyafetleri, renkleri Osmanlı’da hep farklıydı. Bu kıyafetlerin farklılığı kanunlar ile korunurdu. Görüldüğü gibi hem toplumlar arası, hem toplum içi kıyafetlerin farklılığı, gelenek ve şartların bu kıyafetleri oluşturması, zengin malzemeli bir tarih ve sosyoloji konusudur.

SORUN GELENEĞİN DİNSELLEŞMESİDİR

Daha önce değindiğimiz gibi din adına uydurulanları incelersek; toplumun belli bir dönemindeki bakış açısının ve geleneklerinin dinselleştirilmesinin bunlarda önemli bir yeri olduğunu görürüz. Bu gelenekleri dinden ayırmanın yolu Kuran’dan anlaşılan kapanmanın din olduğunu; Kuran’dan çıkmayan kapanma şekillerinin, izahların din adına uydurma, geleneklerin dine sokulması olduğunu bilmektir. Şunu bir daha belirtelim ki geleneklerin bir kıyafet oluşturmasının bir mahsuru yoktur. Yanlış olan, tarihin belli bir anının ihtiyaçlarından doğan ve o toplumu ilgilendiren kıyafetlerin, evrensel olan ve binlerce yıllık zaman dilimine inmiş olan dine maledilmesidir. Örneğin, sarığı belli bir dönemde erkeklerin kıyafetini tamamlayan bir aksesuar, sıcaktan koruyan bir başlık olarak erkeklerin tümüne yakınının giymesi yanlış değildir. Yanlış olan, sarığın dinen kutsal bir giyecek olarak giyilmesi, başkalarına dîni kıyafet diye empoze edilmesi ve Kuran’da hiç bahsedilmeyen bir uygulamanın sevap diye dine sokulmasıdır. Görüldüğü gibi sorun belli bir toplumun geleneği sonucu sarığın takılması değil, o geleneğin din olarak takdimidir. Bu temel mantığı iyice kavramamız çarşaf, peçe, başörtüsünün nasıl dinselleştirildiğini anlamamızda ve bu kıyafet şekillerini gereği gibi değerlendirmemizde faydalı olacaktır. İlk önce yapmamız gerekeni yapalım ve Kuran’da kapanmayla ilgili geçen tüm ayetleri inceleyip Kuran’ın yani dinin istediği ölçüyü bulalım.

Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik.

7 Araf Suresi 26


Araf 26’dan ve Araf 22’den avret yerlerini örtmenin ilk insandan beri hem erkek, hem kadın için örtünmenin minimumu olduğunu anlarız. Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da 3 ayet vardır. Bu 3 ayeti incelemek kadının kıyafetinin nasıl olması gerektiğini, İslam’ın neyi söyleyip, neyi söylemediğini anlamamızı sağlar.

KURAN’DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR

"Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.

24 Nur Suresi 31

Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur.
Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi:
Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve
örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı.
Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken,
baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.

Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer.
Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir.
(Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için,
hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.)

“Hımar” kelimesi sırf başörtüsü manasına gelse bile bu ayetten başı örtmek değil,
yine yaka dekoltesini kapatmak anlaşılacaktı. Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet,
açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır.

Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır.
Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez.
Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar,
indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi
“felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin,
kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan
çekinmediğini göstermektedir.

Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta
“süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir.
Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir.
Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz.
Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür.

İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor.
Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir.
(sütyenin o dönemde icad edilmediğini düşünürsek bu daha da iyi anlaşılır.)

Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir.
Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde,
hatta rüzgarın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır.
Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların
bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında,
çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda
kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı
için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz.

Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar.
Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan
daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenilmeye çalışılsaydı,
buna ilk karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dahil edilirdi.

Ayrıca ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur?
Kendiliğinden gözüken ziynet, takı ne olabilir? Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescid yanında
giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini,
yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin
özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.

KURAN’DA TESETTÜR KELİMESİ YOK

Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez.
İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür”
ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuranı Kerim’de bulunmaması önemlidir.
Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.

“Ayette geçen “humur” ve onun tekili olan “hımar” kelimesi kadınların başlarına örttükleri beze verilen özel isim değildir.
Herhangi bir örtüdür. Bir şeyi örten şeye “hımar” yani o şeyin örtüsü denir.”
Arapça sözlükler El Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisanı Arap, Tacul Arus’dan “hımar”ın temel manasının “örtmek”
olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki mezheplerin yorumundan sonra “hımar” kelimesi ile sırf başörtüsünün
anlaşılmaya çalışılması, bu sözlüklerde bu kelimenin bir manasının “başörtüsü” olmasını sağlamıştır.

Fakat kelimenin temel manası mezheplerin kelimeleri tahrif etmesine rağmen bu sözlüklerden bile bellidir.
Daha evvel açıkladığımız gibi ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez.

“Arapça’da kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı “hımar” değil “mikna” ve “nasıyf”tır.
Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna(çoğulu mekani)” ve “nasıyfın” hanımların
başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır.”



KURAN’DA ÜNİFORMA YOK

Kadınların kapanması konusunun daha da iyi anlaşılması için ikinci olarak Ahzab suresinin 59. ayetini de inceleyelim:

"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur."

33 Ahzab Suresi 59

Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır.
“Cilbab” Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir.
Fakat hiçbir şekilde cilbab; belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi manasına gelmez.
Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu,
kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz,
eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla
ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi
ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur.
Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün”
şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek
saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin
sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile
detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü
olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa
Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki
33Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz. Ayetten, üzere
alınan elbiseyle kadının bilineceğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız. Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Bazı insanlar namussuz, fahişe sandıkları kadınlara takılıp onları incitebilir. Ayet kadının üzerine
elbise alıp bunu önlemesini sağlıyor.

Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın
hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Camiil Ahkamil Kuran 7/189) 33Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu
tacizden kurtulurlar. Günümüzde de eğer böyle bir durum olursa; kadınlar, kendi yörelerini, geleneklerini,
şartlarını gözönünde bulundurup, kendilerini fahişe tipli kadınlardan ayırıp tacizden kurtulurlar. Burada şuna dikkat
edelim; kadınlar elbise giyip tanınmamaktan dolayı oluşan tacizden korunur. Toplumda kadın nasıl giyinirse giyinsin
taciz edecek adamlar da olabilir. Ayet namuslu bilinmemeden dolayı oluşan tacizi önlüyor ve bunu önlerken “daha uygundur” tarzında yumuşak ifadeler kullanıyor. Yoksa bazı erkeklerin beğendiği bir kadını terbiyesizce taciz etmesi bu ayetin
konusu değildir. Ayetin esnek ve şartlara göre ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini)
öyle giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve böylece tacizden korunup, daha uygun
bir hareket tarzında bulunacaktır. Kıyafet nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin
amacına uygun olmalıdır. Eğer ki amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre
indirirdi. Kapanmayı temel olarak bu iki ayet tarif etmektedir. Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların
giyimine değinen son ayetse 24Nur suresi 60. ayettir:

Nikah arzuları kalmamış, hayızdan kesilen kadınların süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini)
çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Sakınmak için iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah İşitendir,
Bilendir.

24 Nur suresi 60

Bu ayette geçen “siyab” kelimesi de hiçbir şekilde belli bir yerden belli bir yere kadar olan bölgeyi kapatan bir
elbise manasına gelmez. Bu ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat edebileceğini
anlıyoruz.

http://www.kurandakidin.net/bolumler/22basortusu.htm

kelime

modern islami siyasi düşüncenin kurucusu, özgürlük, adalet ve emperyalizme karşı direnişi temel almış olan Cemaleddin Afgani bakın kadın konusunda neler söylüyor:

“Kadın erkek eşitliği, örtünme emri ve bunun çiğnenmesi, kadın hakları vs. gibi meselelere gelince, bu konuda çok şey dinledim, birtakım makaleler ve risaleler okudum. Fakat size açıkca ifade edeyim ki, hiçbirinde açık bir görüşe, eşitlik talebinin veya örtünme emrinin çiğnenmesindeki amacın ya da bunun doğuracağı veyahut gerisinde yatan faydanın beyanına rastlamadım. Bana göre fuhşa vesile edinilmedikten sonra açılmakta bir sakınca yoktur. (...) Örtünün kaldırılması meselesine gelince, bunun gerekliliğini dile getiren, bu konuda söz söyleyen ya da yazan hiç kimsenin onun en ufak bir yararından veya bizatihi örtünmeden kaynaklanan ya da onun gerisinde yatan bir faydadan bahsettiğini görmedim. Kadınlar sadece açılmakla yetinseler, daha evvel dediğimiz gibi bunu fuhşa vesile edinmeseler, meselede tartışmayı gerektirecek bir şey kalmazdı. (...) Kötülüğe vesile yapılmadıktan sonra açıklıkta bir beis yoktur.” (Muhammed Mahzumî Paşa, Cemaleddin Afganî’nin Hatıraları, trc. Adem Yerinde, Klasik nşr., İstanbul, 1427 [2006], 82, 84 ve 354.s.)

liyenda

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tabi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.

Arkadaşlar bu Nur Suresi'nin ilgili kısmının mealidir.Bizzat okuyarak yazdım buraya.Bence yeterince açıklayıcı kutsal kitabımız.

nisan

Insanin beyni eger acsa veya cinsel bunalim icindeyse, bir kadini burkaya da soksaniz, onun gozunde o gene kadindir gene cinselligi cagristirir.

Ciplak bir kadin mi daha cok cekicidir, yoksa elbisesinin derin yirtmacinda dizi gorunen bir kadin mi? Araba fuarina burkali kadin da koysaniz manken olarak, erkek  yine bakacaktir. Goze yasak yoktur cunku..

Basini ortup, gozuyle cagiran bir kadinin durumu nedir acep bu kistaslarda?

Islamiyet kendi kurallari icinde bir niyet dinidir. Niyetiniz bozuksa eger carsafa, kavanoza da girseniz yapilan sadece insanin kendini kandirmasidir.

kiya

"güzel gören,, güzel düşünür. güzel düşünen hayatından zevk alır."

tamamen ve bilfiil saidi nursi hazretlerine ait bir laf, nereye çekerseniz, yani fiili... ;)