20.07.19/00:51

Savaş Oyunları...

Başlatan Anarres, 31.10.04/20:00

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Anarres

"....Savaşta kimi ve neyi savunduğunuza bakalım: kimin bundan çıkarı var ve kim kar sağlıyor.

Dönüp imalatçımıza [fabrikatörümüze] bakmalıyız. Kendi ülkesinde mallarını karlı bir şekilde satamayınca, o (ve benzeri şekilde diğer malların imalatçıları) yabancı topraklarda pazar aramaya başlar. İngiltere'ye, Almanya'ya, Fransa'ya veya başka bir ülkeye gider, orada "fazla üretimi"ni, "artığı"nı elden çıkarmaya çalışır.

Ancak orada da ülkesindeki koşulların aynısıyla karşılaşır. Onlarda da "fazla üretim" --yani işçiler öylesine sömürülmekte ve öylesine düşük ücret almaktadırlar ki ürettikleri malları satın alamamaktadırlar-- vardır. Bu nedenle İngiltere, Almanya, Fransa vb. yerlerin imalatçıları da, aynen Amerikan imalatçıları gibi başka pazarlar aramaktadır.

Belli sanayilerdeki Amerikan imalatçıları büyük birliklerde [ing. combine] örgütlenirler; diğer ülkelerin sanayi kodamanları da aynı şeyi yapar ve ulusal birlikler birbirleriyle rekabet etmeye başlarlar. Her ülkeden kapitalistler en iyi pazarları, özellikle de yeni pazarları ele geçirmeye çalışır. Böylesi yeni pazarları Çin, Japonya, Hindistan ve benzer ülkelerde; yani kendi sanayilerini henüz geliştirmemiş ülkelerde bulurlar. Her ülke kendi sanayisini geliştirdiğinde, o zaman artık ortada [ele geçirilebilecek] yabancı pazar kalmayacaktır, ve o zaman birkaç güçlü kapitalist grup bütün tüm dünyada uluslararası tröst haline gelir. Ancak bu esnada çeşitli sanayi ülkelerinin kapitalist çıkarları, yabancı pazarlar için mücadele etmekte ve birbirleriyle rekabet etmektedir. Bazı zayıf ulusları kendilerine özel ayrıcalıklar, "iltimaslı muameleler" tanımamaya zorlayabilirler; imtiyazlar ve kar imkanları konusunda bir sorunla karşılaştıklarında rakiplerini kıskanmamaya başlarlar, ve hükümetlerinden kendi çıkarlarını korumalarını talep ederler. Amerikan kapitalistleri "Amerikan çıkarları"nın korunması için hükümete çağrıda bulunur. Fransa, Almanya ve İngiltere'deki kapitalistler de aynı şeyi yaparlar: kendi hükümetlerinden kendi karlarının korunmasını isterler. Ardından çeşitli hükümetler halkını "ülkelerini savunmaya" çağırır.

Sizden bir takım Amerikan kapitalistlerinin yabancı ülkelerdeki ayrıcalıklarını ve kar paylarını korumanızın istendiği size söylenmez. Bunu size söyleseler biliyorlar ki, onlara gülecek ve plütokratların [ing. plutocrats, refah sahibi sınıf üyelerinin] karlarını şişirmek için kendinizi vurdurmayı reddedeceksiniz. Ancak siz ve size benzeyen diğerleri olmaksızın, savaş yapamazlar! Bu yüzden "Ülkenizi savunun! Bayrağınıza hakaret edildi!" feryatlarını atmaya başlarlar. Bazen ülkenizin yabancı topraklardaki bayrağına hakaret etmek veya bazı Amerikan mülklerinin tahrip edilmesi için gerçekten de eşkiyalar kiralarlar; böylece sizin bu konuda ateşlenmenizi, Ordu ve Donanma'ya katılmanızı garantileyecekler.

Abarttığımı sanmayın. Amerikalı kapitalistlerin yabancı ülkelerde (özellikle Güney Amerika'da) "dostane" yeni hükümetler kurmak ve böylece de arzuladıkları imtiyazları garantiye almak için devrimlere sebep olduğu bile biliniyor.

Ancak genellikle bu kadar ileriye gitmeleri gerekmez. Tüm yapmaları gereken sizin "vatanseverli"ğinize başvurmak, biraz gururunuzu okşamak, size "bütün bir dünyayı ezip geçebileceğinizi" söylemek, sizi asker üniforması giymeye ve emirleri yerine getirmeye hazır hale getirmekTİR....."


Bu yazı Alexander Berkman!ın 1929 yılında yazdığı anarşist komünizm kitabının VI. bölümünden alıntılanmıştır.


Anarres

Amerikada yaşayan halkın 11 Eylül'de yaşadığı sarsıntının ardından, inişli çıkışlı spekülasyonlarla gerilimin progresif artışı sağlandı. Yaşadıklarının ne anlama geldiğini kavramaları fırsatı verilmeden, ülkelerinin "çok ciddi bir terörizm" tehtidi altından olduğuna inandırılarak aktive edildiler. Tüm bunlar olurken mantıklı hiçbir neden göstermeye gerek duymayacak olan amerikan hükümeti, kapitalist işadamları için yeni pazarlar yaratma fırsatını doğurmuş oldu: Önce Afganistan, arkasından Irak...
Yıllar önce 1929'da, Berkman'ın anlattığı oyun bir kez daha kusursuz biçimde işletildi. Arkası gelecek mi peki? Kesinlikle gelecek...

:maske:  

muhammara

Ekonominin dışında siyasette de kullanılıyor 11 eylül. Örneğin Usame bin ladin'in yeni bir konuşması yayınlandı. Yine tehdit ediyor. Usame bin ladin'in kukla olup olmadığı ayrıca tartışılır. Ama asıl konu Amerika'daki seçimdir. Bush bunu kullanacaktır. Önceden yendiği düşmanı yeniden yenebileceğini söyleyecektir. Demin usame'nin kukla olup olmadığı tartışılır dedim ama yeni konuşması seçimin üzerine cuk diye oturunca çok da paranoyakça gelmemeye başladı.

Anarres

Moore belgeselinde bu konu üzerinde çok durmuştu. Ladin ile bush'un şirket ortaklığı belgeler ve tanıklarla ortaya konuluyordu. Ladin korkutacak, bush halkını savunan kahraman olup tekrar seçilecek, tekrar savaş açacak, yeni pazarlar oluşacak, ikisininde cebi dolacak...
Senaryo kendini tekrarlayacak...
Ortada milyar dolarlık kazançlar dönüyorken, çok daha düşük miktara stratejistler kiralayıp bu oyunları yazdırmak, çok karlı oluyor tabi...

Umay Kaðan

Kur'anda şuna benzer bir ifade geçmektedir :


" Yeryüzünde Bozgunculuk yapanlara sorulduğunda : Bunları barış için yapıyoruz" derler" ;)

KIZIL_DERiLI

Haklisin umay ama fasistleri savunuyorsun sizin gibiler benim IRKIMI yok etti.zafere ulasana kadar savas ve savas oyunlari devam!

Umay Kaðan

:) Senin Irkını Türkler değil, Avrupa'daki medeniyet kırıntıları yok etti.

Ayrıca Oyun, Savaşta yapılır. Bunun dışında yapılanına "kancıklık" denir ;) bilmem anlatabildim mi.


Anarres

Yani kancıklığın; devlet için yapılanı kutsal mı oluyor?... ;)  

Umay Kaðan

Devletin Bekâsı herşeyden üsttedir. Herşeyden önce Düzeni sağlayandır. Düzene oyun etmek kancıklıktır elbet. Ama Düzeni korumak kutsallıktır. Kutsallık , o kavramdan münezzehtir.

Anarres

Kendinden üst kademeye kendi yarattığı ve hayatının her noktasına müdahale izni verdiği yapıyı koyan zihniyet; açıktır ki devleti ancak bir düzen sağlayıcı olarak görebilir...

Bireysel sorumluluğundan kaçıp, düzeni ancak bir otoritenin sağlayacağı inancına sığınan zihniyetde yine açıktır ki; bu düzen koruyucusuna tapınma ihtiyacı içinde olacaktır...

Umay Kaðan

Devletin sağladığı düzene inanmıyorsan dünyada yaşaman olmaz... Demek ki Bu yalnızca Türk Devleti düşmanlığı değil, devlet düşmanlığıymış.

Bu düzene inanmazsan, aksadığını düşünürsen düzelmesi için uğraş, yıkmak için değil.

Anarres

Devletsiz bir yaşam düşünemeyecek kadar kısır bir bakış açısına sahip olmayı hiç istemedim.

Aksine devletin her yönden baskı ve dayatmalarla ancak ayakta kalabilecek kadar yıkıcı yapısını görmedende sağlanan çözümler verimsizdir.

Yıkıcı yaftası devleti istemeyene değil, devlete aittir. Asimilasyonun toplumlardan bireye indirgenmiş halinin adıdır bu oluşum. Bunu düzeltmeninde yolu bu zinciri kırmaktır sonuç olarak...

marcos

AlıntıDevletsiz bir yaşam düşünemeyecek kadar kısır bir bakış açısına sahip olmayı hiç istemedim.


Fasizmin damari burda zaten yenge..amac icin cocuk bile yakarlar.

Umay Kaðan

TÜRK düşmanlığı için  DEVLET Kavramına da düşmanlık ettiniz, ya helal olsun.
 
Sizin için Kısırlık olmayan Tüm oluşmuş düzene karşı çıkma, herşeyi boşverme ve o kendinizi adadığınız Yunan filozofları gibi yaşama düşüncesi mi ? Bu mudur kısır-utruluk ?

@marcos

Faşizmle nasıl bir ilgi kurdun ?